20. YÜZYIL TÜRKİYE MİMARLIĞI, DOĞAN HASOL
Doğan Hasol, 2017 yılında ilk baskısını çıkardığı 20. Yüzyıl Türkiye Mimarlığı kitabında dünyada ve Türkiye’de meydana gelmiş siyasi, iktisadi, sosyolojik meseleleri incelemiş ve bu durumların Türk mimarisine olan etkilerini farklı örneklerle incelemiştir.
Yazar Hakkında
Doğan Hasol, 1937 yılında doğmuştur. 1961'de İstanbul Teknik üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ni bitirmiş ve bir süre aynı fakültede asistanlık yapmıştır. 1965-66'da Mimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin sekreter üyeliğini, 1966-69 arasında da Mimarlar Odası'nın dergisi MİMARLIK'ın Yazı İşleri Müdürlüğü'nü yapan Hasol, 1968'de, Yapı-Endüstri Merkezi'ni kurmuş ve başkanlığını yapmıştır.
YAPI Dergisi'nin yanısıra başta Yapı Kataloğu olmak üzere, mesleki kataloglar ve mimarlık kitaplarının yayımlanmasına, mesleki kurslar, konferanslar, seminerler düzenlenmesine öncülük etmiştir. 1975'te çıkan "Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü" bu alanda Türkiye'de gerçekleştirilen ilk çalışmadır. Çeşitli yazıları, yapıları ve mesleğe katkıları dolayısıyla farklı ödüller ve ünvanlar kazanmıştır. Serbest mimarlık çalışmalarını eşi ve kızıyla birlikte kurdukları Has Mimarlık grubu içinde sürdürmektedir.
İçerik ve Üslup
Yazar, 20. Yüzyıl’ı yaklaşık on yıllık sürelere bölmüş ve kitabını on farklı başlık olarak incelemiştir. Bu aralıkları yaparken Türk tarihinde vuku bulan önemli kırılmaları referans almış ve seçtiği mimari örnekleri bu başlıklar altında ele almıştır.
Yazarın kitap boyunca kullandığı dil yalındır. Ayrıca Türkçe sözcüklerin kullanımına oldukça önem verilmiştir. Yazar, dünya genelinde kabul görmüş bir takım kelimeleri kullanmak yerine Türk Dili’nde karşılıkları olan sözcükleri seçmiştir (neo klasik yerine yeni klasik, global yerine küresel, politika yerine siyaset, ekonomik yerine iktisadi vs.).
---
20. Yüzyıl Türkiye Mimarlığı
1. Dünyada 20. Yüzyıl… Düşler ve Gerçekler
Bu bölümde 1998’de Paris Belediye Sarayı’nda gerçekleşen bir sergiye değinilmiş ve tasarımcıların gelecek hakkında planladıkları öngördükleri düşüncelere kısaca değinilmiştir.
Le Corbusier’in 1922’de yaptığı 20. yy planlarına göre (Plan Voisin), Paris 3 milyonluk çağdaş bir kent olmalıydı. Otomobil endüstrisinin desteklediği bu projede Corbusier’e göre Louvre ve Elysee sarayı dışında korunmaya değer bir varlık yoktu. August Perret’in daha önce 20.yy için planladığı düzen ise eski surlar boyunca sıralanan gökdelenler dizisini içermekteydi.
Ancak tüm bu öngörülere ve planlara rağmen 20. yy faşizmin ve şiddetin dünya tarihinde en yüksek noktalara ulaştığı bir süreç olmuştur. Doğan Hasol kitabının bu girizgah amaçlı kısmında bu beklentiler ve gerçeklikler üzerinde durmuştur.
2. 20.Yüzyıl’a Doğru ve 20. YY Başı Türkiye Mimarlığı
Yazar bu bölümde, Türk mimarlığını Anadolu’daki Türk yerleşmesiyle başlayıp Selçuklu, Osmanlı ve sonra da Cumhuriyet Dönemi yapıtlarıyla sürerek günümüze ulaşan mimarlık olarak sınırlandırır.
Bu bölümde ayrıca Selçuklu mimarlığı hakkında kısa bilgiler sunan yazar, Osmanlı mimarisini de dört ana döneme ayırmış ve tanımlamıştır: İlk Osmanlı Üslubu (1325-1501), Klasik Dönem, (1501-1703), Avrupa Etkisi Altındaki Dönem (1703-1874), Yeni Klasik Türk Üslubu (1910- Cumhuriyet’in ilk yılları).
3. Birinci Ulusalcı Mimarlık Akımı
Dünyadaki gelişmelerle paralel olarak yaşanan değişimler ve II. Meşrutiyet’le birlikte Türk topraklarında yoğunlaşan milliyetçilik akımı, mimarlıkta da yeni arayışlara neden olmuştur. Sultan Abdülaziz, Abdülmecit ve özellikle II. Abdülhamit dönemlerinde fazla batılılaşma etkisinde kalan mimarlık, Türk milliyetçilerini rahatsız etmiş ve bu dönemde Osmanlı mimarlığının çağdaşlaştırılması gündeme gelmiştir.
Mimar Kemalettin ve Vedat Tek’in başını çektiği bu akımla Türk mimarlığı Birinci Ulusal Mimarlık dönemini yaşamıştır. Biçimsel taklide dayalı bir üslup olduğu için Doğan Hasol tarafından “Ulusalcı” olarak anılır.
3.1. Birinci TBMM Binası (1915-20, Mimar Hafi Bey)
1915’de İttihat ve Terakki’nin kulüp binası olarak yapımına başlanmış ancak 1920’de ilk meclisin burada toplanmasına karar verilince meclise dönüşmüştür.
3.2. Tayyare Apartmanları (1919-22, Mimar Kemalettin)
Yangınzedeler için yapılmış bina toplam 124 daire barındırmaktadır. Cephede her katta bulunan pencere düzeni farklıdır. Avluludur, içe dönük Türk evi algısını kıran konutlardandır.
3.3. Ankara Etnografya Müzesi (1925-27, Arif Hikmet Koyunoğlu)
Ankara’da yapılan bu müze Cumhuriyet’in ilk müzesidir. Basamaklı, sütunlu, sivri kemerli bir girişi, sekizgen kasnağa oturmuş bir kubbeli bir holü ve iç mekandaki mermer havuzuyla klasik bir Osmanlı yapısına çok yakındır.
4. Genç Cumhuriyet’in Konuğu Yabancı Mimarlar
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu dönemde betonarme gibi yeni teknolojileri bilen mimar, mühendis, şehir plancı gibi teknik elemanlara ve tasarımcılara ihtiyaç duymaktaydı. Türkiye’nin bu açığını kapatanlar bu dönemde Nazi zulmünden kaçmaya çalışan Orta Avrupalı Yahudi tasarımcılar olmuşlardır. Ernst Egli, Paul Bonatz, Clemence Holzmeister, Henri Proust, Hermann Jansen gibi mimar ve şehirciler Türkiye’ye gelmeyi seçerken aynı dönemde Mies van der Rohe, Walter Gropius ve Marcel Breuer ABD’ye gitmeyi tercih etmişlerdir.
4.1. İsmet Paşa Kız Enstitüsü (Bugün Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi, Ankara, 1928-30 Ernst Egli)
Alman modernizmini Türkiye’ye taşıyan ilk yapılardandır. Simetrik cephe planı vardır.
4.2. Çankaya Köşkü (Pembe Köşk, 1930-32, C. Holzmeister)
Cumhurbaşkanlığı için özel olarak yaptırılmış köşk cephe renginden ötürü Pembe Köşk diye anılmıştır. Köşkün giriş katı çalışma ve konukların kabulüne üst katı ise cumhurbaşkanının ikametine tahsis edilmiştir. 2014’e dek bu işlevi devam ettirmiştir.
4.3. TBMM 1939-61, Clemence Holzmeister
1937’de açılan bir yarışma sonucu olarak ortaya çıkmıştır. “Türkiye Cumhuriyeti’nin devamlılığına ve 20. yy’nin mimari karakteristiklerine uygun anıtsal bir değer taşıması beklenen” bu yarışmaya 14 proje katılmıştır. Seçilen binada devletin gücünü ortaya koyacak ağırlıkta bir anıtsallık yolu benimsenmişse de ilk hedeften farklı olarak Orta Avrupa-Viyana ekolü anlayışıyla klasik biçimciliğe uygun yeniklasik bir yapıt ortaya konulmuştur.
5. 1930’larda Çağa Uygun Anlayış: Modernlik Arayışı
Modern mimarlık düşünceleri yabancı mimarlar tarafından Türkiye’ye getirse de asıl modern yapı denemeleri bu dönemde Türk mimarlar tarafından verilmiştir. Bu dönemde ayrıca ekonominin ana direği sanayidir. Atılımcı devletçilik girişimiyle 1. Beş yıllık kalkınma planı (1930) kapsamında Nazilli basma fabrikası, Adana bez fabrikası, Kayseri tayyare fabrikası gibi ülkenin pek çok yerinde çeşitli fabrikalar açılmıştır.
5.1. Kuru Kahveci Mehmet Efendi Ticarethanesi (1932, Zühtü Başar, Eminönü)
Art deco üsluptadır. Boyutsal olarak küçüktür. Bodrum katta makineler, depolar, giriş katta satış mekanı diğer katlarda yazıhaneler bulunmaktadır.
5.2. Tüten Apartmanı (1936, Adil Denktaş, Gümüşsuyu)
Ilk modern Türk apartmanlarındandır. Bütün hacimlerin doğal ışık kaynağından yararlanması istenmiştir. Yaşam alanları caddeye bakacak biçimde düzenlenmiştir. Ön cephe çevre yapılara referans verecek biçimdedir. Yarım dairelerle sona eren bant pencereler baskın cephe düzenini oluşturur.
5.3. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi (1939-42, Rükneddin Güney)
Cumhuriyet’in ilk yıllarında halk kitlelerini eğitmek için kurulan halk evlerinden biri olan Kadıköy Halk Evi, yarışma sonucu gerçekleşmiştir. Mimar raporunda eski Türk evlerine ve medreselerine atıfta bulunan bir tasarımdan söz etmekte jüri de ön cephedeki Türk karakteri barizdir demektedir.
6. 1940’lar… Milli Mimari /İkinci Ulusalcı Mimarlık
İkinci bir milli arayış olan Milli Mimari ise Avrupa’nın siyasi açıdan çok bunalımlı olan savaş yıllarına denk gelmiştir. Bu dönemde Adolf Hitler Almanları ve Romalıları ari ırktan kabul etmiştir, bu nedenle mimarisini de Roma ve Yunan’dan alınmış ögelerle harmanlamıştır. Hitler’in mimarı Albert Speer öncülüğünde dev ölçekte ve geçmişe öykünen bu yeni yapılar, çeşitli sergilerle Türk mimarlara tanıştırılmıştır.
Türkiye’de ise Avrupa’da yaşanan olayların yansıması yaklaşık on yıl süren modern mimarlığın sona ermesi ve yine geleneksel Türk motifleriyle geçmişe dönük olarak gelen mimarlığın yaşatılması olmuştur.
6.1. New York Dünya Sergisi Türkiye Pavyonu (1939, Sedad Hakkı Eldem)
“Yarının Dünyası” sloganıyla açılan sergi, Avrupa’daki yoğun milliyetçilik düşüncelerinin Türkiye’yi etkilediği bir dönemde gerçekleştirilmiştir. S.H. Eldem geriye dönük, tutucu bir tavırla yapıyı tasarlamıştır.
6.2. Anıtkabir (1944-53; Emin Onat, Orhan Arda)
1941’de yapılan ve 47 projenin katıldığı bir yarışma sonucu seçilmiştir. Anıtsal görünümüyle II. Ulusal Mimarlık akımının özelliklerini yansıtır. Tarihselci yaklaşımı, antik yapıların da bu toprakların ürünü olduğu anlayışından yola çıkmıştır. Ayrıntılarda Selçuklu ve Osmanlı süsleme öğelerine rastlanır.
6.3. Çanakkale Şehitler Anıtı (1946-60, Feridun Kip, Doğan Erginbaş, İsmail Utkular)
Çanakkale Savunması’nda yaşamlarını yitiren 253.000 Türk askerinin anısına yapılmıştır. 1944’de yapılan bir yarışmayla seçilen projenin jüri raporunda bu projeden şöyle bahsedilmiştir:
“Basitliği, olgunluğu ve çok güzel görünüşü dolayısile şaheser bir projedir. Teksif kabiliyeti çok mükemmeldir. Bu projede her şeyden ziyade anıt kabirdir, ikinci derecede olan müştemilâtın bir kısmı göze çarpmayacak bir şekilde anıtın kaidesi altına, bir kısmı da tepesinin eteğine yerleştirilmiştir. Vaziyet çok sade ve tabii bir şekil arzetmekte ve insanı çok güzel cezbetmektedir. Toplantı mahalli de münasip büyüklüktedir.” (Arkitekt, 1944)
7. 1950’ler… Modernizm/Uluslararası Üslup
1950’ler II.Dünya Savaşı’ndan sonra gelen soluklanma dönemidir. Dünya genelinde büyük can kayıplarına yol açan savaş sonrası dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir ferahlama dönemi başlamıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında ABD’de başlayarak hızla yayılan ve Rasyonelist Pürist Akım olarak bilinen Uluslararası Üslup, kütlede dikdörtgenler prizması, planda kare-dikdörtgen gibi temel geometrik biçimler cephede geniş pencere ve cam yüzeylerini öneren bir modeldir. Bu akımın dikkat çeken özellikleri arasında var olan kentsel dokuyu dikkate almama, süsten arınma, çıplak yüzeyler, dikaçılar, teras çatılar, çoğu kez hafif betonarme strüktürler ve çelik iskeletlerdir.
1950-60’larda Türkiye’de ise Demokrat Parti’nin liberal ekonomi girişimlerini gerçekleştirmektedir. Başbakan Adnan Menderes, İstanbul’un imarı için çalışmış ve köktenci bir hareketle kentsel dönüşümlere başlamıştır. Bu uzun vadeli bir plana oturmayan, düzenleme hareketleriyle yeni bulvarlar açılmış İstanbul trafiği ve imarı düzenlenmeye çalışılmıştır. (Vatan Caddesi, Barbaros Bulvarı, Kemeraltı Caddesi, Boğaz üst yolları, Sirkeci-Florya sahil hattı….)
7.1. İstanbul Belediye Sarayı (1953, Nevzat Erol)
Yarışma sonucu seçilmiştir. Tarihi çevrede yer alan modern üsluplu ilk yapıdır. İki ana kitleden oluşur. Yapının eleştirilen taraflarından birisi Prost’un Suriçi için geliştirdiği 40 rakım üzerinde en çok dört katlı yapı yapılabileceği kuralının belediyenin bizzat kendi yapısıyla çiğnemiş olmasıdır.
7.2. İstanbul Hilton Oteli (1952, SOM, Sedat Hakkı Eldem)
İstanbul’un ilk beş yıldızlı otelidir. Taksim Gezi Parkı’nın parçalanma sürecini ilk başlatan yapıdır aynı zamanda. Otel odalarını balkonlarla cepheye yansıtan çözüm, daha sonra pek çok yerde tekrar edilmiş ve eleştirilere yol açmıştır. Giriş kapıdaki uçan halı olarak anılan saçak ve deniz tarafındaki şadırvan binanın mimari tavrıyla çelişkiler içermektedir.
7.3. Brüksel Dünya Sergisi Türkiye Pavyonu (1958, Muhlis Türkmen, Utarit İzgi, Hamdi Şensoy, İlhan Türegün)
Dışişleri Bakanlığı’nın açtığı yarışmada 1. olmuştur. Pavyon iki katlı iki yapı ve düzenlenmiş açık alanlardan oluşmuştur. Bir yanda sergi salonu ve çarşı diğer tarafta lokanta, Türk kahvesi ve hizmet bölümleri yer almıştır.
8. 1960’lar-1970’ler… Tekdüzeliğe Karşı Arayışlar
1960’lı yılların ortalarında uluslararası üslubun getirdiği tekdüzelik ve katılık nedeniyle modern mimarlığa karşı tepkiler doğmuştur. Yeni akımlar modern mimarlığın sınırlayıcı ögelerini eleştirmişlerdir, bunların başlıcaları arasında Brütalizm, Metabolizm, Geç Modernizm, Postmodernizm sayılabilir.
Bu yıllar Türkiye’de ise 60 Darbesi sonrasına denk gelmektedir. Darbe etkilerinin zayıfladığı dönemde düşünsel patlamalar görülmeye başlanmış, yabancı mesleki yayınların yanısıra yerli yayınlar gelişmiştir. 1960’lar katı rasyonalist yaklaşımdan uzak, gevşek, parçalı form arayışı dönemi olmuştur.
8.1. Dumlupınar Anıtı (1963-4, Afyon, Levent Aksüt, Yaşar Marulyalı)
Dumlupınar Zafertepe’de yapılması istenen anıt ve tören alanı yine bir yarışmayla seçilmiştir. Gittikçe yükselen duvarlar, ulusal irade birlikteliğiyle ulaşılan zaferi simgeler. Anıtın yanısıra 500.000 m2’lik alanda tören pisti, gösteri sahaları, tribünler, gölgelikler, müze, sağlık tesisleri, personel lojmanları, otoparklar ve yeşil alanlar tasarlanmıştır.
8.2. Türk Tarih Kurumu (1951-66, Ankara, Turgut Cansever, Ertur Yener)
Tarihi araştırmaları desteklemek ve yönetmek amacıyla Atatürk tarafından kurulması istenen kurumun binası, merkezi bir plana göre düzenlenmiştir.
Yapının mimarı Turgut Cansever, eski Türk mimarisinin zengin birikiminden ve tecrübelerinden faydalanılması gerektiğini savunan bir tasarımcıdır. Bu nedenle mimari çalışmaları çoğu zaman yerel tarihten ve çevreden aldığı formlarla, yeni teknoloji ve malzemelerin kesişimi düşüncesiyle oluşmuştur. TTK binasında da yine bu düşüncesinden yola çıkmış ve tepeden doğal ışık alarak iç mekanları gün ışığıyla buluşturan bir ana avlu etrafında yapısını şekillendirmiştir. Bu yapı ile 1980’de Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazanmıştır. Ağa Han Mimarlık Ödülü Seçici Kurul Raporu'nda avlu ile ilgili düşünceler şöyle özetlenmiştir: "Çevresinde ana işlevlerin öbeklendiği merkezi ‘vaha’ avlu medreselerin merkezi avlularının biçimsel örgütlenmesi üzerine kurulmuştur. Bu mekan kendini çevreleyen kentsel mekanın devamı gibi görülmüş, ama ışık ve güneş gibi dışsal etkilerden iyi korunmuştur.” Raporda ayrıca bu tip detaylarla dönemin çağdaş yapı teknolojisini, geleneksel fikirlerle harmanlamayı dengeli bir biçimde başardığı için ödüle layık görüldüğü belirtilmiştir.
8.3 Hukukçular Sitesi ( Mecidiyeköy, 1960-67, Haluk Baysal, Melih Birsel)
Bugün Cevahir Avm’nin karşı köşesinde bulunan yapı rasyonalist bir tavra sahiptir. Corbusier’in Unite d’Habitation fikrinden esinlenilse de Corbusier’den farklı olarak yalnızca dubleksler değil, farklı plan tipleri kurgulanmıştır. 66 dairenin yanı sıra sosyal tesisler, ticaret alanları, teknik servisler barındırır.
9. 1980-2000 Arası Küreselleşme ve Neoliberalizm Etkileri
12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında yapılan ilk seçimde iktidara yükselen Turgut Özal liderliğindeki ANAP yönetimi, ülkeye neoliberalleşme sürecini taşımıştır. Bu dönemde küreselleşme, liberalizasyon ve ithalat serbestliği ekonomide dönemin belirleyicileri olmuş ve hizmet sektörü gelişmiştir.
1980’lerde Bedrettin Dalan öncülüğünde İstanbul’da yine büyük bir imar hareketi yaşanmıştır. Dalan’ın İstanbul’u Hong Kong’a dönüştürmek şeklinde dile getirdiği bu hareketle İstanbul’un uygun olmayan bölgelerinde gökdelenler yükselmeye başlamıştır.
Dolmabahçe’deki Gökkafes, Swissotel Bosphorus, Hyatt Otel, Yeni Park Otel vs. Ayrıca Dalan seçim öncesi 215.000 gecekonduya tapu vererek kaçak yapılaşmayı onaylamış ve teşvik etmiştir.
9.1 Atakule AVM (Ankara, 1986-89, Ragıp Buluç)
Ankara’yı tepeden gören bir kule ve eteğindeki bir avm’den oluşmaktadır. 1990’da Mimarlar Odası’nın Ulusal Mimarlık Ödülü’nü kazanmıştır. İki panoramik asansörle 87 m yüksekliğindeki seyir terasına ulaşılmaktadır. 2012’de avm kapanmış ve daha büyük bir çarşı yapmak için yıkılmıştır.
9.2 TBMM Cami Kompleksi (Behruz Çinici, Can Çinici, 1986-89)
TBMM’nin neoklasik ve anıtsal duruşundan kaçan, dingin ve çağdaş bir yapıdır. Arazinin eğimi içinde düzenlenmiş binada minareler selvi ile temsil edilmiştir. 1995’de Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazanmıştır.
9.3 İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi (Maslak, 1992-2000, Uğur Erkmen, Hasan Şener)
Okulun temsili ve simgesel binalarından biri şeklinde tasarlanmıştır. Kültür merkezi kolay okunabilir ve kavranabilir mekansal kurgu ile tasarlanmış, dış mekanların binanın içinde de sürekli kılınması amaçlanmıştır.
10. Sonsöz
Kitabın sonsözü Türkiye’deki mimarlık ortamını hızlıca değerlendirir niteliktedir. Bu bölümde siyasetin mimarlık üzerindeki etkisinin çok yoğun olduğu ve bununla beraber gelişen sosyolojik durumların kentleri etkilediği özeti yapılmıştır. Yazar, ayrıca mimarlık eğitimi veren niteliği düşük eğitimli okulların sayısının artmasını, toplumsal bilincin ve koruma anlayışının yetersiz olduğunu eleştirerek topyekün bir iyileşme olması gerektiğinin altını çizerek kitabını noktalamıştır.
Değerlendirme
Yazar, belirli bir zaman aralığındaki Türk mimarlık ürünlerini anlatmasına rağmen bu konuya doğrudan giriş yapmamış, 20. yy Türk mimarlığının etkilendiği öncül mimari anlayış ve durumları da kitabın başında ele alarak okuyucu için bir alt yapı oluşturmuştur. Ayrıca yazar, her bölüm için kendi içinde bir girizgah yaparak dünyada büyük etkileri olan dünya savaşları gibi olayları ve sonrasında gelişen düşüncelerin mimariye olan yansımalarını her bölümde ayrı ayrı ele almıştır ki, bu durum, örnek olarak verilen yapıların şekillenme nedenlerini okuyucunun daha iyi kavramasına yardımcı olmuştur. Bunun dışında, kitap genelinde değinilen her dönemde genelden özele inilerek anlatılması, okuyucuya Türk yapıtları ile dünya genelinde üretilen mimari ürünleri kıyaslama olanağı tanımıştır.
Doğan Hasol, geçmişe dönük hızlı bir gözden geçirme, bir tür derleme gibi ele aldığı bu kitabında Türk siyasi tarihine, mimari akımlara ve bunların etkisinde şekillenen yapılara değinmesi, günümüz genç mimarlarına yaşadıkları kenti daha iyi kavratmıştır. Kentte yıllardır mevcut olan ancak etrafındaki dönüşümler nedeniyle fark edilemeyen bu 20.yy yapıları, kitabın sunduğu verilerin etkisiyle okuyucuyu bilinçlendirerek daha çok fark edilir hale gelmiştir.
Kitap genelinde İzmir, Kütahya gibi şehirlere değinilmesinin yanında çoğunlukla İstanbul ve Ankara üzerinde durulmuştur. Bu nedenle, Ankara ve özellikle imar planı günümüzde sıklıkla değiştirilen bugünün İstanbul’u düşünüldüğünde kitap, 20.yy’ın mevcut, yıkılan ya da değişime uğramış (özellikle İstanbullu) yapıları için gerekli bir belgeleme-envanter niteliğinde olmuştur.
11 Mayıs 2018







