Daha fazla hava durumu tahmini: İstanbul da 15 günlük hava durumu

Türkiye’den Epstein Adası’na Çocuk Kaçırıldığı İddiaları Üzerine Savcılık Soruşturma Başlattı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ABD Adalet Bakanlığı tarafından Jeffrey Epstein davasına ilişkin yayımlanan yeni belgelerde Türkiye ile bağlantılı iddiaların yer almasının ardından resmî bir soruşturma başlattı. Belgelerde, Türkiye’den bazı çocukların Epstein’a ait olduğu belirtilen adaya götürüldüğüne dair bilgiler yer alıyor.

Çocuk istismarı ve uluslararası suç ağı kurmakla suçlanan milyarder Jeffrey Epstein'le ilgili yayımlanan bu yeni belgeler, Türkiye ile bağlantılı suç iddialarını gündeme taşıdı. Soruşturma, 23 Aralık 2025’te İYİ Parti Grup Başkan Vekili Turhan Çömez’in sosyal medya paylaşımında bu iddialara dikkat çekmesinin ardından başlatıldı.

Savcılık kaynaklarından alınan bilgilere göre, ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan yaklaşık üç milyon sayfalık Epstein dosyalarındaki Türkiye’ye yönelik bölümler inceleme altına alındı. Bu belgelerde, Türkiye’den bazı çocukların Epstein’a ait olduğu belirtilen adaya götürüldüğü yönünde ifadelerin bulunduğu bildirildi.


Turhan Çömez, 22 Aralık 2025 tarihindeki paylaşımında ABD Adalet Bakanlığı'na atıfta bulunarak, yayımlanan belgelerde Türkiye’den küçük kız çocuklarının istismar adasına götürüldüğünün yazıldığını dile getirmiş ve bu durumu insanlık suçu olarak nitelendirmişti.

Başlatılan soruşturma sadece Çömez'in paylaşımı üzerine değil, ABD’den yayımlanan yeni delil niteliğindeki belgelerin detaylı bir biçimde ele alınmasını da kapsıyor. DW Türkçe'nin aktardığına göre, savcılık, Epstein dosyasındaki Türkiye ile bağlantılı bölümleri ve olası suç ilişkilerini derinlemesine araştırıyor.

Daha önce Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği'nin benzer bir talep ile suç duyurusunda bulunduğu fakat 2025’te sonuçsuz kaldığı öğrenilmişti. Ancak yayımlanan yeni belgeler sonrası aynı derneğin tekrar başvuruda bulunduğu ve iddiaların daha kapsamlı şekilde soruşturulmasını talep ettiği belirtildi.

ABD Adalet Bakanlığı, Epstein skandalına dair 3 bin yeni dosyayı kamuoyunun erişimine açtı. Belgelerde yeni isimler ve Türk vatandaşlarının da yer aldığı bağlantılar ortaya çıkarken, Epstein Adası’ndan kurtulan bir kadın verdiği röportajda çocuk yaşta gördüğü sistematik cinsel saldırıları ve olayın insan ticareti boyutunu anlattı.

Dünyada geniş yankı uyandıran Epstein skandalında, 2019’da cezaevinde hayatını kaybeden Epstein’in bağlantılarını içeren 3 bin sayfalık dosyalarda birçok isme ulaşılmış durumda. Belgelerde Türk vatandaşlarının isimleri de yer alırken, mağdurların ifadeleri olayın dehşetini bir kez daha gözler önüne serdi.

ABD Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) Ulusal Tehdit Operasyonları Merkezi'ne (NTOC) iletilen bir bildirim formunda, kimliği sansürlenen bir kadın, çocuk yaşta insan kaçakçılığına maruz kaldığını ve bu süreçte çok sayıda cinsel saldırı ve tecavüz yaşadığını iddia etti. Belgeye göre bildirim, 22 Ekim 2024'te bir Tehdit Alım İncelemecisi tarafından hazırlanarak bir Özel Ajan'a iletildi.

"PARİS'TE ÜÇ KİŞİ TARAFINDAN TECAVÜZE UĞRADIM" İFADESİ
Belgede yer alan özet anlatımda kadın, beş yaşındayken yaşadığı daireden kaçırıldığını ve boğazından yaralandığını, yedi yaşında Kaliforniya'nın Fresno kentine götürüldüğünü belirtti. İddialara göre 12–13 yaşlarındayken yeniden kaçırılan kadın, Paris'e götürüldü ve burada üç kişi tarafından tecavüze uğradı. Belge, bu saldırının organize bir yapı tarafından gerçekleştirildiği iddiasını da içeriyor.

"FOTOĞRAFLARLA ŞANTAJ VE CİNSEL SÖMÜRÜ"
Kadının beyanına göre kendisini kaçıranlar, genç kızların çıplak fotoğraflarını çekerek cinsel sömürü amacıyla kullanan bir organizasyonun parçasıydı. Belge, bu fotoğrafların politikacılar ve tanınmış kişiler için pazarlandığı iddiasını aktarıyor. Mağdur, adadan kurtulmanın tek yolunun çıplak poz vermek olduğunu ve evde çok sayıda bu tür fotoğraf bulunduğunu ileri sürdü.

EPSTEIN ADASI İDDİASI VE TECAVÜZ VURGUSU
Bildirim formunda, kadının 13 yaşındayken İrlanda'dan Jeffrey Epstein'ın adasına götürüldüğünü söylediği yer aldı. Belge, mağdurun adada bulunduğuna dair fotoğraflar sunabileceğini ifade ettiğini ve bu fotoğrafların kendisini doğrulayacağını iddia ettiğini kaydediyor. Metinde geçen bazı isim ve olaylara ilişkin ifadelerin belgede yer alan beyanlar olduğu, doğruluklarının ayrıca soruşturulması gerektiği notu düşülüyor.

"DEFALARCA BAŞVURDUM, CİDDİYE ALINMADIM"
Belgeye göre kadın, daha önce birden fazla FBI ofisine başvurduğunu ancak iddialarının dikkate alınmadığını söyledi. Mağdurun şu anda Almanya'da bulunduğu ve sığınma talebinde bulunduğu bilgisi de raporda yer aldı.

SORUŞTURMA SÜRECİNE DAİR NOT
FBI belgesi, söz konusu iddiaları ön değerlendirme ve durumsal farkındalık amacıyla ileten bir bildirim niteliği taşıyor. Belgede aktarılan ifadeler, mağdurun beyanları olarak kayda geçerken, iddiaların doğrulanmasına yönelik adli süreçlere ilişkin detay paylaşılmadı.

Olayın detayları kamuoyunda tartışılmaya devam ederken, Epstein Adası'ndan kurtulan bir mağdurun ifadeleri dikkat çekti. Çocuk yaşta sistematik cinsel istismara maruz kaldığını söyleyen kadın, her gün fiziksel şiddet ve tecavüze uğradığını ifade etti. FBI ve devlet kurumlarının erken müdahale etmesi durumunda birçok kişinin bu acıları yaşamayacağını belirtti ve yaşananların yüzlerce çocuğu ve binlerce kadını kapsayan bir insan ticareti ağı olduğunu vurguladı.

Epstein dosyasıyla ilgili kamuoyuna yansıyan belgelerde, Türkiye'yi de kapsayan son derece ciddi iddialar yer almaktadır. Söz konusu iddialar arasında, Epstein ve çevresindeki suç örgütünün, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye'den de çocuk kaçırdığı ve bu çocukları yasa dışı yollarla yurtdışına çıkardığı öne sürülmektedir. Bu durum, geçmiş yıllarda ülkemizde yaşanan kayıp çocuk vakalarına dair soru işaretlerini yeniden gündeme getirmiştir.

Örnek olarak, belgelerde reşit olmayan kız çocuklarının "masaj eğitimi" gibi gerekçelerle Antalya'daki Rixos Otel’e getirildiği ifade edilmektedir. Ayrıca ulusal basında daha önce yer alan haberlerde, belirtilen tarihte aynı otelde staj yaparken hayatını şüpheli bir şekilde kaybeden bir çocuğun durumu dikkat çekmiştir. Bu olayla birlikte, çocuğun ölümünden sonra cep telefonuna ulaşılamaması başka bir soru işareti yaratmıştır. Bahsi geçen iki durumun zaman ve mekan açısından örtüşmesi, kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar doğurmuştur.

Belgelerde dikkat çeken bir diğer mesele ise, Jeffrey Epstein’le bağlantısı yargı kararlarıyla tescillenmiş Ghislaine Maxwell’in, İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahit Ören ile yazışmalar yaptığı iddiasıdır. Ancak bu yazışmaların içeriği ya da bağlamı hakkında yetkili merciler tarafından herhangi bir açıklama yapılmamış olması kamuda endişeyi artırmıştır.

Çocuklara yönelik suçlar ve bu suçlarla bağlantılı her türlü örgütlü yapı, insanlık onuruna ve temel haklara karşı işlenmiş en ciddi suçlar arasında yer almakta; bu tür olayların görmezden gelinmesi ya da üzerlerinin örtülmesi yalnızca yasal değil, vicdani açıdan da kabul edilemez bir durum yaratmaktadır.

Şu ana kadar kamuoyuna açıklanan Epstein dosyası belgelerinin sınırlı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, ilerleyen süreçte yeni bilgi ve belgelerin ortaya çıkma ihtimali de güçlüdür. Bu bağlamda, yalnızca çocuk istismarı suçları değil; kara para aklama, örgütlü suç, insan kaçakçılığı, şantaj, tehdit ve resmi görevlilerin ihmali ya da görevi kötüye kullanma gibi her türlü olası suçun detaylı şekilde araştırılması, ülke güvenliği açısından büyük önem taşımaktadır.

Jeffrey Epstein, 14-18 yaş arasındaki onlarca genç kıza cinsel istismar ve onları fuhuşa zorlamak gibi suçlamalarla yargılanmış; ancak 10 Ağustos 2019 tarihinde New York Manhattan Metropolitan Merkezi’ndeki hücresinde ölü bulunmuştu.

Epstein’in dava dosyalarında Prens Andrew, Donald Trump, Bill Clinton, Ehud Barak, Al Gore, Kevin Spacey, Michael Jackson, David Copperfield, Alan Dershowitz ve Bill Richardson gibi tanınmış isimlerin yer aldığı öğrenilmişti. Ancak FBI tarafından yapılan incelemede bu kişilerle ilgili bir müşteri listesine rastlanmadığı açıklanmış; Epstein'in ise intihar sonucunda öldüğü resmi raporlarla duyurulmuştu.

Epstein'ın Trump'a 14 yaşında bir kızı tanıştırdığı iddiası

Adalet Bakanlığı'nın yayımladığı belgeler arasında ABD eski Başkanı Donald Trump'ın isminin de geçtiği bölümler dikkat çekiyor.

Mahkeme dökümanlarında yer alan iddiaya göre, Jeffrey Epstein, Florida'daki Mar-a-Lago tesisinde 14 yaşındaki bir kızı Trump'la tanıştırdı. İddiaya göre, bu 1990'larda gerçekleşen karşılaşma sırasında Epstein, Trump'a dirseğiyle dokunarak, "Kız iyi, değil mi?" diye sordu. Belgelere göre, Trump bu yoruma gülümseyerek başını salladı ve ikisi birlikte kıkırdadı. O sırada kızın rahatsız hissettiği, ancak yaşının küçük olması nedeniyle durumun farkında olmadığı ifade ediliyor.

Epstein tarafından manipüle edildiğini ve istismara uğradığını ileri süren mağdurun ifadesine rağmen, mahkeme belgelerinde Trump'a yönelik herhangi bir suçlama yer almıyor. Bahsi geçen olay, geçtiğimiz hafta yayımlanan binlerce belge içindeki nadir Trump referanslarından biri olarak göze çarpıyor. Bu bağlamda, Trump'ın yalnızca birkaç fotoğrafta görüldüğü belirtilmiş.

Trump cephesinden ise farklı bir tepki geldi. Trump'ın resmi platform hesapları, iddiaların ardından eski Başkan Bill Clinton'ı hedef alan fotoğraflar paylaştı. Basın sözcüsü de bu paylaşımları tekrar gündeme getirerek duruma dikkat çekti.

Bu arada, Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche, hala incelenmekte olan yüz binlerce belgenin kamuoyuna açıklanmadığını ifade etti. Trump ise daha önce Epstein ile dostane bir geçmişi olduğunu kabul etmiş, ancak Epstein'ın 2004'teki tutuklanmasından çok önce yollarını ayırdığını ve bu iddiaları tamamen reddettiğini söylemişti.

Epstein ve diğer figürlerin dikkat çeken bağlantıları

Belgelere yansıyan fotoğraflar arasında Kraliyet ailesinden Prens Andrew'un eski bir görüntüsü de yer alıyor. Siyah-beyaz olan bu fotoğrafta Andrew'un birkaç kişinin üzerinde yatarken poz verdiği görülüyor. Yanında yüzleri sansürlenmiş kişiler yer alırken, Epstein'ın işbirlikçilerinden Ghislaine Maxwell, fotoğrafın arka planında ayakta duruyor. Andrew geçmişte Epstein ile olan yakınlığından dolayı tartışmalara konu olmuş, ancak bu suçlamaları sürekli olarak reddetmişti.

Yayımlanan belgeler ayrıca Epstein'ın eğlence, siyaset ve iş dünyasından tanınmış isimlerle kurduğu geniş ilişki ağını da gözler önüne seriyor. Fotoğraflar arasında Michael Jackson, Diana Ross, Mick Jagger ve Bill Clinton gibi ünlü isimlerle birlikte çekilmiş görüntüler bulunuyor. Ancak bu kişilerin Epstein'la doğrudan bir bağlantısının veya bu etkinliklerdeki rollerinin netleşmediği vurgulanıyor. Ayrıca birçok görüntünün hangi tarihlerde ve hangi bağlamda çekildiğine dair detaylı bilgiler de paylaşılmadı.

Bazı fotoğraflarda Rolling Stones'un efsane isimlerinden Mick Jagger ve Michael Jackson'ın Bill Clinton ile birlikte poz verdiği sahneler görülüyor. Aktör Chris Tucker ise birkaç fotoğrafta Clinton ve Ghislaine Maxwell ile bir arada görüntülenmiş. Örneğin bir tanesinde yemek masasında Clinton'ın hemen yanında otururken başka bir karede uçak pistinde Maxwell ile yan yana görünüyor.

BBC'nin Jagger, Tucker ve Diana Ross'tan yorum almak için iletişim kurduğu ancak geri dönüş alınamadığı bilgisi de yer alıyor. Clinton ise daha önceki açıklamalarında Epstein'la hiçbir cinsel suç bağlantısının olmadığını savunmuştu.


Maxwell’in İngiltere’deki başbakanlık konutunda çekilen görüntüsü, geçtiğimiz günlerde yayımlanan belgeler arasında dikkat çeken bir detay oldu. Söz konusu fotoğrafta, Ghislaine Maxwell’in Londra’daki Downing Street önünde yalnız başına poz verdiği görülüyor. Ancak, bu fotoğrafın ne zaman çekildiği, Maxwell’in neden orada bulunduğu ya da hangi sıfatla başbakanlık konutunu ziyaret ettiği hakkında herhangi bir bilgi bulunmuyor. Fotoğrafta Maxwell’in beyaz bir gömlek, kahverengi bir etek ve topuklu ayakkabılar giydiği görülüyor.  

Fotoğraf altına eklenen notlarda da, olayın detaylarına veya Maxwell’ın ziyaretinin gerekçesine dair herhangi bir açıklama yapılmadığı belirtilmiş.

Öte yandan, Jeffrey Epstein’ın geçmişiyle ilgili dosyalarda uzun süredir dikkat çeken ifadeler yer alıyor. Bu dosyalar arasında, Epstein'ı ilk ihbar eden kişilerden biri olan sanatçı Maria Farmer’ın 1996 yılında FBI'a yaptığı şikayet de bulunuyor. Farmer, Epstein'in kız kardeşlerine ait kişisel fotoğrafları çaldığını ve bu görüntüleri potansiyel alıcılara sattığında şüphelendiğini aktarmıştı. Ayrıca, birine bu olayı anlatması durumunda evini yakmakla tehdit edildiğini ifade etmişti. Farmer aynı zamanda Epstein'ın kendisinden havuz kenarında genç kızların fotoğrafını çekmesini istediğini de iddia etmişti. Yıllar sonra bu iddiaların haklılık kazandığına inandığını söyleyen Farmer, kendisini aklanmış hissettiğini dile getirdi.

Soruşturmalar kapsamında yayınlanan belgelerde çok sayıda sansürlenmiş ifade, fotoğraf ve rapor yer alıyor. Buna karşın, bazı dosyalardaki 100’ü aşkın sayfa tamamen karartılmış durumda. Yetkililer, mağdurların kimlik bilgilerinin korunması ve devam eden soruşturmaların güvenliğini sağlamak adına sansürlerin yapıldığını savundu ancak bununla ilgili ayrıntılı bir açıklama henüz yapılmadı.

ABD Adalet Bakanlığı’na göre geçtiğimiz Cuma günü yayımlanan belgeler, elde bulunan milyonlarca sayfalık belgenin küçük bir kısmını oluşturuyor. Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche, mağdurların korunmasına büyük önem verdiklerini ve tüm belgelerin titizlikle incelenmesine ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Ek belgelerin ne zaman açıklanacağı ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Bu durum hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların tepkisine yol açtı. Özellikle Demokrat temsilcilerden Ro Khanna, gecikme nedeniyle Adalet Bakanlığı yetkililerine karşı görevden alma ya da yargılama gibi adımlar atabileceklerini ifade etti.

Epstein ile bağlantılı olduğu iddia edilen tanıdık isimler de gündemde yerini koruyor. Elon Musk, Bill Gates ve İngiltere Kralı III. Charles’ın kardeşi Prens Andrew ile olan temaslara ilişkin e-postalar, fotoğraflar ve takvim kayıtları oldukça konuşuluyor. Ancak bu liste yalnızca bu isimlerle sınırlı değil; eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkanı Bill Clinton, Birleşik Krallık'ta bakanlık yapmış Peter Mandelson ve Norveç ile Slovakya’dan bazı siyasetçiler de adı geçenler arasında.

Tüm bunlar sıklıkla yanıt aranan bir soruyu tekrar gündeme taşıyor: Epstein nasıl böyle geniş bir iletişim ağı ve uluslararası etki alanı elde etti? İstihbarat servisleriyle olası bağlantıları konusunda bilinenleri 10 maddeyle açıklamak mümkün:

1. Öğretmenlikten yatırım sektörüne geçiş: New York’ta büyüyen Epstein, üniversite diploması olmamasına rağmen 1970’lerde prestijli Dalton Okulu’nda matematik ve fizik öğretmeni olarak işe başladı. Her ne kadar New York Üniversitesi’nin Courant Enstitüsü’nde matematik ve fizik üzerine eğitim almış olsa da mezun olmamıştı. Yine de 21 yaşında öğretmen olarak kariyer yaparak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Bu dönemin ardından Bear Stearns'de işe başlayarak finans dünyasına adım attı. 

Detayları netleşmeyen bağlantıları ve yükselişi ise hala çözülemeyen birçok sır perdesi barındırıyor.


Savcılık iddialarına göre Jeffrey Epstein, uzun yıllar boyunca Manhattan'daki evi, New York ve Florida'nın Palm Beach kentlerindeki mülkleri başta olmak üzere çeşitli mekanlarda yüzlerce reşit olmayan kız çocuğunu cinsel olarak istismar etti. Ayrıca Epstein'in, bazı mağdurlara yeni kurbanları ayarlamaları için para ödediği belirtiliyor.

İstismara uğrayan çocukların yaşının 11 ile 14 arasında değiştiği ifade edilirken, 2015 yılında dava açan Virginia Giuffre de 16 yaşındayken Florida'da Epstein ve Ghislaine Maxwell tarafından seks kölesi olmaya zorlandığını dile getirmişti.

Maxwell’in bu süreçteki rolünün ise reşit olmayan kızları seçip hazırlamak ve Epstein’a yönlendirmek olduğu bildiriliyor. Savcılığa göre Maxwell, genellikle yoksul, savunmasız ve aile desteği zayıf kızları hedef alıyor; bu kişilere masörlük işi, seyahat, eğitim masrafları ya da çeşitli iş fırsatları vaat ederek yaklaşıyordu. Ayrıca Maxwell’in, Epstein'in evlerine kimlerin gelip gideceğini düzenlediği, uçuş ve lojistik işlerini organize ettiği, mağdurların konuşmasını önlemeye çalıştığı ve hatta bazılarını tehdit ettiği öne sürüldü.

Epstein davası kapsamında sızdırıldığı iddia edilen yeni belgeler, dünya çapında yankı uyandıran şok edici iddiaları yeniden gündeme taşıdı. Yazışmalar ve tanık ifadelerine göre, Kâbe örtüsünden parçaların Epstein’a gönderildiği, üst düzey elitlerin yasadışı ritüellere katıldığı, çocuk istismarı iddialarının yanı sıra istihbarat bağlantılarının bulunduğu öğrenildi. Belgelerde ayrıca Orta Doğu, ABD ve Türkiye gibi bölgelerdeki isimler ve askeri-diplomatik çevrelerle ilgili iddialar yer aldı. 

Sızan belgelerle birlikte küresel düzeyde üst düzey skandallar yeniden alevlendi. İçerikte Kâbe örtüsünün Epstein’a gönderilmesinden devlet liderlerinin karıştığı iddia edilen vahşi ritüellere, hatta CIA bağlantılarına uzanan ayrıntılar bulunuyor.

Yazışmalara göre Kutsal Kâbe'nin örtüsünden üç parça, Birleşik Arap Emirlikleri’nden aracılar vasıtasıyla Epstein’a ulaştırılmış. İddiaya göre bu transfer, BAE Ekonomi Bakanı Abdullah Al-Maari ve Muhammed Bin Selman’ın danışmanı Aziza El Ahmedi tarafından organize edildi ve British Airways yoluyla gerçekleştirildi. El Ahmedi’nin Epstein’a gönderdiği bir e-postada örtünün manevi değerine değinerek "Bu siyah parçaya en az 10 milyon Müslüman dokundu ve dualarını bıraktı." dediği öne sürülüyor.

Tanık ifadelerine dayanan diğer iddialara göre, elit çevrelerin katılımıyla gerçekleşen bazı etkinliklerde insanlık dışı ritüeller yapılıyor ve bunlar dehşet verici boyutlara ulaşıyor. Bazı tanıklar, küçük çocukların bu ritüellerde kurban edildiğini ve katılımcıların insan eti tükettiklerini iddia etti.

Tanık beyanlarında adı geçen kişiler arasında eski ABD Başkanı George H.W. Bush da yer alıyor. Bush'un bir yatta düzenlenen istismar içerikli bir partiye katıldığı iddia ediliyor. Bu beyanlar, geçmişteki bazı olaylarla örtüşüyor. Örneğin 2009’da "insan eti yiyorlar" diye feryat eden ve daha sonra kaybolan Gabriela Rico'nun söz konusu skandalda dile getirilen unsurlarla bağlantılı olduğu belirtiliyor.

Sızdırılan belgeler aynı zamanda askeri operasyonlarla da doğrudan ilişkilendiriliyor. Milyarder Tom Pritzker ile Epstein arasındaki yazışmalar, dönemin CIA Başkanı David Petraeus’un Pritzker'e Afganistan’da bir helikopter tahsis ettiğini ortaya koyuyor. Helikopterin amaçlarından birinin Afganistan'ın ücra köylerinde çocuk istismarına yönelik faaliyetleri mümkün kılmak olduğu iddia ediliyor. Bu durum, ABD ordusunun söz konusu karanlık ağ için kullanıldığına dair spekülasyonları güçlendirdi.

Türkiye bağlantısına ilişkin belgelerde ise Epstein’in özel bir masörün eğitim masraflarını karşıladığı ve bu kişinin Antalya’daki lüks bir otelde eğitim aldığı kaydedildi. 


Epstein'ın Ağı: Fildişi Kulelerde Sızma ve Etki

Cinsel suçlardan hüküm giymiş ve finansçı olan Jeffrey Epstein, üniversitelere sadece para bağışlamakla kalmadı, kendisini onların dokusuna da yerleştirdi. 1998 ile 2007 yılları arasında, sadece Harvard'a 9 milyon dolardan fazla para aktararak psikoloji, ekonomi ve evrimsel dinamikler alanlarındaki öğretim üyelerini ve programları destekledi. En büyük bağışı olan 2003 yılında yaptığı 6,5 milyon dolarlık bağış, Profesör Martin Nowak yönetimindeki Evrimsel Dinamikler Programı'nı (PED) kurdu ve kampüs dışında ayrı bir araştırma tesisi de içeriyordu. 2008'de reşit olmayanlara cinsel tacizden hüküm giydikten sonra bile Epstein olağanüstü bir erişime sahipti: 2010 ile 2018 yılları arasında Harvard'ın PED ofislerine 40'tan fazla ziyaret, özel bir "Jeffrey'nin Ofisi", kartlı giriş ve seçilmiş akademisyenlerle toplantılar düzenleme olanağı. Bu bir ihmal değildi; suç ortaklığıydı. Nowak gibi öğretim üyeleri, üniversite politikalarını hiçe sayarak ona ayrıcalıklar tanıdı; bunlar arasında Harvard'ın sitesinde yer alan ve bağışlarını 35 milyon dolara çıkaran, onu büyük bir hayırsever olarak gösteren yanıltıcı bir web sayfası da vardı.
 
Dosyalar, bu ağı ilk raporların çok ötesine genişletiyor. Harvard'da genetikçi George Church, 2014 yılında Epstein ile Tıp Fakültesi Genetik Bölümü'nde ve Nowak ve diğerleriyle bir akşam yemeğinde de dahil olmak üzere birçok kez görüştü. Church, Epstein'ın öjenikçi takıntılarıyla örtüşen "zevk genomu girişimi" ve yaşam süresini uzatmak için genetik laboratuvarlar gibi Epstein tarafından finanse edilen projeler önerdi. 1998 ile 2002 yılları arasında Epstein'dan 200.000 dolar alan psikolog Stephen Kosslyn, Epstein'ın yeterlilik şartlarını karşılamamasına rağmen, 2005 yılında onu Misafir Araştırmacı olarak tavsiye etti. Epstein öğrenim ücretini ödedi ancak unvanı prestij için kullanarak gerçekte çok az iş yaptı.
 
Epstein'ın etkisi MIT'ye kadar uzandı; 2002 ile 2017 yılları arasında 850.000 dolar bağışladı ve bu bağışın 525.000 dolarını mahkumiyetinden sonra Medya Laboratuvarı'na yaptı. Bu durum, müdür Joi Ito'nun istifasına yol açan bir örtbas olayına neden oldu. Makine mühendisliği profesörü Seth Lloyd, 2008'den sonra 225.000 dolar aldı ve kaynağı MIT'den kasten gizledi. Lloyd izne çıkarıldı, ancak bu olay, bireysel akademisyenlerin etik yerine parayı nasıl önceliklendirdiğini vurguluyor. Arizona Eyalet Üniversitesi'nde fizikçi Lawrence Krauss, Epstein'ı kamuoyu önünde savundu, suçlarını "fuhuş" olarak küçümsedi ve 2018'e kadar özel jetinde yolculuk talep etti. Krauss'un e-postaları, akademisyenlerin Epstein'ı mahkumiyetine rağmen "ağ kurma aracı" olarak görme eğilimini ortaya koyuyor.

Daha uzaklarda, Duke Üniversitesi'nden davranışsal ekonomist Dan Ariely, 2010 ile 2016 yılları arasında Epstein ile birçok kez görüşerek özel etkinliklere erişim sözü verdi. Yale Üniversitesi'nden bilgisayar bilimleri profesörü David Gelernter, 2009 ile 2015 yılları arasında Epstein ile e-posta alışverişinde bulunarak onu kampüse davet etti ve "ilginç bir adam" ve "her alanda yetenekli" biri olarak övdü. Harvard'dan Elisa New, 2015 yılında Epstein'e bağış ayarladığı için teşekkür ederek onu "harika bir destekçi" olarak nitelendirdi. Hatta dilbilimci Noam Chomsky bile, Epstein'in merakını e-postalarında övdü ve mahkumiyetinden sonra onunla görüştü. Eski Harvard rektörü Larry Summers, kişisel konularda Epstein'den tavsiye aldı ve ilişkilerini sürdürdü; bu da 2025 yılında bir soruşturmaya yol açtı.
 
Epstein'ın ağında, finanse ettiği Marvin Minsky (MIT yapay zeka öncüsü) ve Nobel ödüllü Frank Wilczek gibi önemli isimler yer alıyordu. Çiftliğinde kadınları hamile bırakarak insanlığa kendi DNA'sını aktarma gibi öjenik ilgi alanlarını tatmin etmek için bilim konferanslarına ev sahipliği yaptı. Bu bağlantılar münferit değildi; Epstein'ın "hayırseverliği" ona meşruiyet kazandırdı ve araştırmaları transhümanizm ve genetiğe yönlendirmesine, bilgi yörüngelerini çarpıtmasına olanak sağladı. Stanford (2004'te 50.000 dolar) ve Princeton (Nowak aracılığıyla 500.000 dolar) gibi üniversiteler de bundan faydalandı. Mahkumiyetinden sonra, Nowak ve Church gibi Harvard profesörlerine 9,5 milyon dolar daha aktardı.
 
Bu ağ, Epstein'ın neoliberal akademinin fonlama boşluklarını nasıl istismar ettiğini göstermektedir. Kamu desteği azaldıkça, özel bağışçılar bu boşlukları doldurdu, ancak bunun bir bedeli vardı: etik tavizler ve gündem belirleme gücü. Bağışçı Kültürünün Sinsi Yayılması: En İyileri ve En Zekileri Satın Almak Akademinin bağışçı kültüründe para konuşur ve çoğu zaman etiği bastırır. Epstein, zengin hamilerin üniversitelerin fon bulma konusundaki çaresizliğini nasıl istismar ettiğinin bir örneğidir. Bir analizde belirtildiği gibi, onun gibi bağışçılar "akademik yönlendirmeler üzerinde aşırı etki" ararlar ve kişisel gündemleri için bağışları kullanmak üzere öğretim üyeleriyle ittifak kurarlar. Mahkumiyetinden sonra Epstein, Nowak ve George Church gibi Harvard profesörlerine 9,5 milyon dolarlık bağışa aracılık etti ve doğrudan müdahil olduğunu reddederken diğer zengin destekçileri tanıttı. Bu "hayırsever kapitalizm", kurumları kolaylaştırıcılara dönüştürür; burada fon toplama, liderlerin zamanını (bazı durumlarda %20'den fazlasını) tüketir ve odağı bilimsel çalışmalardan sosyalleşmeye kaydırır.
 
Dosyalar bir örüntüyü ortaya koyuyor: Akademisyenler, suçlarına rağmen Epstein'ı "ağ kurma aracı" olarak görüp ondan hibe almak için akın ettiler. Bu kültür, Chomsky gibi isimlerin Epstein'ın merakını övdüğü veya Kenneth Starr'ın kötü davranış iddialarıyla başa çıkma konusunda kucaklaşmalar ve tavsiyeler sunduğu e-postalarda görüldüğü gibi, düşünülemez olanı normalleştiriyor. Bu, bağışçıların sadece araştırmayı finanse etmekle kalmayıp, onu şekillendirdiği ve çoğu zaman kendi ideolojileriyle uyumlu hale getirdiği bir sistem. Epstein'ın genetik ve evrimsel biyolojiye verdiği destek tarafsız değildi; öjenikçi görüşlerini yansıtarak "bilginin gidişatını" çarpıttı.
 
Daha geniş kapsamlı örnekler bolca mevcut. Koch Vakfı, 300'den fazla üniversitede 500'den fazla programı finanse etti ve bu programlara genellikle Florida State Üniversitesi'nde olduğu gibi işe alımlarda veto yetkisi gibi şartlar ekledi. Bill Gates gibi mega bağışçılar, Common Core gibi girişimlerle müfredatı etkileyerek, beşeri bilimler yerine STEM'e öncelik verdi. Kanada'da, bağışçıların etkisi, protestolar sırasında fonların kesilmesi tehditleriyle Filistin yanlısı aktivizmi bastırdı. Vergi mükellefleri tarafından finanse edilen hayırseverlik, zenginlerin kamu politikasını yönlendirmesine, sermayeyi nüfuzla takas etmesine olanak tanıyor. Bu durum baskıya dönüşüyor: Bağışçılar, son Filistin dayanışma kamplarında görüldüğü gibi, muhalefete karşı sert önlemler alınmasını talep ediyor; burada milyarderlerin baskısı polis müdahalelerine yol açtı. 

Aşırı Neoliberalizm ve Fonların Kesilmesi Ölüm Sarmalı

Bu çürümenin özünde neoliberalizmin yükseköğretim üzerindeki etkisi yatıyor. On yıllarca süren kamu fonlarının kesilmesi, üniversiteleri özel paranın peşinden koşmaya zorlayarak onları zenginlere bağımlı, piyasa odaklı kuruluşlara dönüştürdü. Devletin yatırımlarını çekmesi, performans ölçütleri ve şirketleşme, kurumsal özerkliği aşındırarak bağışçı parasını bir can simidi ve bir tasma haline getirdi. Koch ve Pope ağları gibi vakıflar, serbest piyasa ideolojilerini desteklemek, bölümleri kontrol etmek ve kadro karşıtı yasaları dayatmak için üniversitelere milyonlarca dolar akıtıyor. Epstein'ın davası bunun bir örneği: Serveti, etik kuralları hiçe saymasına, vizyonuyla örtüşen şeyleri finanse etmesine olanak sağlarken, kamu desteğinden yoksun kalan üniversiteler gözlerini başka yöne çevirdi.
 
Bu neoliberal değişim, STEM alanındaki "piyasaya uygulanabilir" araştırmalara öncelik verirken, güç yapılarına meydan okuyan beşeri bilimler ve sosyal bilimleri baltalıyor. Sonuç? Yolsuzluğu besleyen rekabetçi bir fon kapma yarışı; Harvard'ın gecikmiş hesaplaşmasında görüldüğü gibi—2019-2020'deki kamuoyu tepkisi ancak PED'in kapatılmasına ve Nowak'ın cezalandırılmasına yol açtı. Fon kesintisi sadece bütçesel değil; ideolojiktir, zenginlerin sesini yükseltirken eleştirel sorgulamayı susturur. ABD'de, Trump döneminde federal fonlama bağları yoğunlaştı ve "uyanışçı" programların fonlarının kesilmesi önerileri, otoriterliği özelleştirmeyle harmanladı. Küresel olarak da benzer eğilimler var: Hindistan ve Güney Afrika'da kemer sıkma politikaları protestolara yol açtı ve baskılarla karşılandı.

Neoliberalizmin başarısızlıkları (eşitsizlik, güvencesizlik) direnişi körüklüyor, ancak bağışçılar statükoyu korumak için bu direnişi bastırıyor.

Akademik Özgürlükteki Hızlı Düşüş

Araştırmanın temel taşı olan akademik özgürlük, bağışçı baskısı altında çöküyor. Epstein'ın etkisi, hamilerin nasıl "araştırma projelerini seçerek" dürüstlüğü baltalayabileceğini gösteriyor. Dosyalar, Epstein, Alan Dershowitz, Larry Summers ve Les Wexner'ı içeren ve "İsrail Lobisi" yazarlarını nüfuz ticareti ifşa ettikleri için hedef alan ağ gibi eleştirmenleri susturmaya yönelik koordineli çabaları ortaya koyuyor. Harvard'ın eski rektörü Summers, bir öğrenci edinme konusunda Epstein'dan tavsiye aldı ve mahkumiyetinden sonra da bağlarını sürdürdü; bu da 2025'te tepkiler üzerine kamu görevlerinden çekilmesine yol açtı.
 
Daha derine inildiğinde, Epstein'ın Siyonist baskıdaki rolü tüyler ürpertici. 2006'da, John Mearsheimer ve Stephen Walt'ın "İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası" adlı makalesine karşı Dershowitz'e karalama kampanyasında yardımcı oldu ve onları Yahudi karşıtlığı ve neo-Nazi klişelerini yeniden kullanmakla suçladı. Epstein, Dershowitz'in "En Yeni ve En Eski Yahudi Komplosunu Çürütmek" adlı çalışmasının taslaklarını inceledi, geri bildirimde bulundu ve Harvard ağları aracılığıyla dağıttı. Bu, Dershowitz'in daha önceki saldırılarını yankıladı ve akademisyenleri "yalancı" ve "bağnaz" olarak nitelendirdi. Epstein'ın, İsrailli yetkililerin eğitimi için Harvard'ın Kennedy Okulu'na 20 milyon dolar fon sağlayan Wexner ile olan bağları bunu daha da güçlendirdi. Epstein'ın bilinen tek müşterisi olan Wexner, ona vekaletname vererek mali manevralar yapmasını sağladı. İşbirlikleri, ABD-İsrail politikası hakkındaki tartışmaları bastırarak Siyonist çıkarlarını korudu.

Neoliberal hayırseverliğin körüklediği daha geniş eğilimler arasında ideolojik ele geçirmeler de yer alıyor: Florida'daki New College'ın çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) programlarını tasfiye etmesi ve LGBTQ materyallerinin sansürlenmesi. Bağışçılar, ırk, cinsiyet ve güç üzerine tartışmaları kısıtlayarak uyumluluğu dayatıyor. Epstein'ın mahkumiyet sonrası denetimsiz erişimi buna örnek teşkil ediyor: Harvard'ın politikaları, özgürlük yerine fonlara öncelik verilerek Epstein'ı memnun etmek için ihlal edildi. Filistin dayanışma hareketlerinde, Bill Ackman gibi bağışçılar milyonlarca doları geri çekmekle tehdit ederek istifalara ve baskılara yol açtı. Bu durum, hayırseverliğin bilgiyi "akladığı" ve çeşitli sesleri bastırdığı ırksal kapitalizmle kesişiyor. Dershowitz bu düşüşü somutlaştırıyor: Epstein'ın avukatı olarak, İsrail'i savunurken kurbanları zorbalıkla taciz etti ve eleştirmenleri susturmak için karalama kampanyaları kullandı. Harvard'daki rolü, Siyonist savunuculuğunu güçlendirdi ve politika ve söylemi etkiledi. Bu tür ağlar, bağışçı kültürünün otoriter dönüşleri nasıl mümkün kıldığını ve özgürlüğü nasıl aşındırdığını ortaya koyuyor.

Güç Sahibi İğrenç Beyaz Erkekler: Gündemi Belirlemek

Epstein vakası, göz kamaştırıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: Bu yozlaşmaya güçlü beyaz erkekler hükmediyor. Akademik hiçbir yeterliliği olmayan beyaz bir finansçı olan Epstein, daha önceki bağışlar sayesinde, niteliksiz olmasına rağmen 2005 yılında Harvard'da Misafir Öğretim Üyesi statüsü kazandı. Çevresinde Summers (Epstein'ı "iyi bir yardımcı" olarak nitelendiren), Dershowitz (Epstein tarafından özel olarak eleştirilen avukatı) ve Wexner (önemli bir bağlantı kurucu) yer alıyordu. Bu adamlar, genellikle kadınların pahasına, servetlerini nüfuz satın almak için kullandılar; Epstein'ın suçları genç kızları istismar etmeyi içeriyordu, ancak Krauss gibi akademisyenler bunları küçümsedi.
 
Bu beyaz ataerkil güç dinamiği, araştırma gündemlerini belirliyor ve "insan geliştirme"nin elit vizyonlarıyla örtüşen yapay zeka ve genetik gibi alanları destekliyor. Bu, beyaz erkek bağışçıların bilgiyi "akladığı" ve çeşitli sesleri bastırmak için ırksal kapitalizmle kesiştiği kapalı bir sistem. Dosyalar bunu haykırıyor: güç, ahlaksızlığı aklıyor, istismarcıları korurken neyin inceleneceğini dikte ediyor. Wexner'ın rolü Siyonizmle bağlantılı: vakfı Harvard'da İsrail liderlik programlarını finanse ediyor ve İsrail yanlısı gündemleri yerleştiriyor. Wexner'ın mütevellisi olan Epstein, hayırseverliği kullanarak İsrail etkisini incelemeden koruyarak bunu kolaylaştırdı. Dershowitz'in Epstein'ın yardımıyla Mearsheimer/Walt'a yönelik saldırıları, bu adamların Siyonist ortodoksluğu nasıl uyguladıklarını, eleştirmenleri ABD politikasındaki kayırmacılığı sürdürmek için nasıl anti-Semitist olarak etiketlediklerini gösteriyor.
 
Daha geniş akademik çevrelerde de benzer dinamikler söz konusu: Koch fonlaması, ekonomiyi özgürlükçülüğe doğru kaydırarak ilerici görüşleri marjinalleştiriyor. Bu güç yoğunlaşması, beyaz erkeklerin bilgiye erişimi engellemesiyle eşitsizliği sürdürüyor.

Hesaplaşma Çağrısı: Akademiyi Çürümeden Geri Kazanmak

Epstein dosyaları eski bir tarih değil; akademinin mevcut krizinin bir aynasıdır. 

Adalet Bakanlığı'nın 30 Ocak 2026'da Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası kapsamında 3 milyondan fazla sayfayı kapsayan devasa açıklaması ve daha önce Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi'nden 2025 yılında yapılan açıklamalarla birlikte, ifşaatlar artmaya devam ediyor. Bu belgeler sadece münferit hataları değil, yapısal bir başarısızlığı da ortaya koyuyor: On yıllarca süren neoliberal fon kesintileriyle içi boşaltılan üniversiteler, kaçınılmaz olarak yozlaştıran özel servete bağımlı hale geldi. Yükseköğretim için kamu fonlaması, 1970'lerde bütçelerin yaklaşık %70'ini karşılarken bugün yaklaşık %30'a düştü ve kurumları her ne pahasına olursa olsun bağışçı paralarının peşinden koşmaya zorladı. Bu bağımlılık, etik sınırların aşındığı, araştırma gündemlerinin elit çıkarlara doğru kaydığı ve akademik özgürlüğün güçlülerin baskısı altında solduğu kısır bir döngü yaratıyor.

Son dosyalar, daha önceki raporların ima ettiği şeyi daha da güçlendiriyor: Epstein'ın ağı geniş ve ısrarcıydı. E-postalar, Epstein'ı 2009'dan sonra onlarca kez ağırlayan, onu halkla ilişkiler uzmanlarıyla tanıştıran ve karşılığında övgü dolu destekler alan Harvard'dan Martin Nowak gibi isimlerle mahkumiyet sonrası da devam eden bağları gösteriyor. Genetikçi George Church, Epstein'ın öjenik fantezileriyle ürkütücü bir şekilde örtüşen, zevk genomları ve yaşam uzatma üzerine Epstein destekli "uç noktadaki" projeler önerdi. Duke'tan Dan Ariely, yeni dosyalarda 600'den fazla kez geçiyor; 2010-2016 yılları arasında yapılan görüşmeler ve Epstein'dan tanıdıklarıyla yeniden bağlantı kurma konusunda yardım talepleri yer alıyor. Yale'den David Gelernter, Epstein'ın "her alanda sahip olduğu gücü" överken, Elisa New, "dekanları beşeri bilimler fonlamasına uyandıran" bağışlar için ona bol bol teşekkür etti. Hatta Noam Chomsky bile yazışmalarında onun merakını övdü. Bunlar geçici temaslar değildi; Akademisyenlerin hüküm giymiş bir cinsel suçluyu değerli bir hamisi ve bağlantı kurucu olarak gördüğü, sürdürülen ilişkilerdi bunlar. Neoliberalizm tarafından hızlandırılan bu bağışçı kültürü, hayırseverliği kontrole dönüştürüyor. Zengin bireyler -çoğunlukla sınırsız güce sahip beyaz erkekler- sadece fon sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda yönlendiriyorlar. Epstein'ın milyonları, öncelikleri genetik, evrimsel dinamikler ve transhümanizm gibi sözde bilimsel takıntıları için uygun alanlara kaydırdı. 

Benzer örnekler bolca mevcut: Koch ağları ekonomi bölümlerini yönlendiriyor, Gates STEM müfredatlarını etkiliyor ve Les Wexner gibi Siyonist yanlısı bağışçılar Harvard'ın Kennedy Okulu gibi yerlerde İsrail yanlısı programlar kuruyor. Dosyalar, Epstein'ın bu ekosistemdeki aktif rolünü, İsrail lobisi üzerine çığır açan 2006 tarihli makalelerinin ardından John Mearsheimer ve Stephen Walt'ı karalamak için Alan Dershowitz ile işbirliği yaptığını doğruluyor. Epstein, Dershowitz'in saldırılarının taslaklarını inceledi, bunları Harvard kanalları aracılığıyla yaydı ve meşru eleştirileri antisemitizm olarak etiketlemeye yardımcı oldu; bu taktikler, kampüslerde Filistin yanlısı seslerin devam eden bastırılmasını yansıtıyor. Wexner'ın İsrailli yetkililerin eğitimi için yaptığı 20 milyon dolarlık bağışlar, kısmen Epstein'ın yönetimi aracılığıyla, bu tür bir etkinin gündemleri "hayırseverlik" adı altında nasıl akladığını gösteriyor.
Çürüme daha da derine iniyor. Neoliberal politikalar—performans ölçütleri, şirketleşme, kemer sıkma politikaları—beşeri bilimleri ve eleştirel sosyal bilimleri baltalayarak, piyasa dostu araştırmalara öncelik verirken, güvencesiz yarı zamanlı çalışma, kadrolu öğretim üyesi güvencesinin yerini almıştır. Bağışçı baskısı artık rutin olarak sert önlemler alınmasını gerektiriyor: çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık girişimlerine, Filistin dayanışma kamplarına, iktidara yönelik her türlü meydan okumaya karşı. Bill Ackman'ın fonları kesme tehditleri, Florida'nın ideolojik tasfiyeleri ve "uyanışçı" programları fonlamayı durdurmaya yönelik federal öneriler, bu sistemin nasıl uyumluluğu dayattığını gösteriyor. Akademik özgürlük yavaş yavaş azalmıyor—faturaları ödeyenler tarafından aktif olarak ortadan kaldırılıyor.

Ancak Epstein olayı, hesaplaşma için nadir bir fırsat sunuyor. 2026'daki açıklamalar, Harvard'da Summers ve diğerleri, Duke'ta Ariely hakkında yeni soruşturmaları tetikledi ve kamuoyundaki öfke giderek artıyor. Gerçek reform, yapısal değişim gerektiriyor: bağışçıların etkisini azaltmak için agresif kamu yatırımı; ideolojik şartlara veto yetkisi de dahil olmak üzere bağışlarda demir gibi şeffaflık; hüküm giymiş suçlulardan veya sömürüyle bağlantılı kişilerden gelen fonlara kesin yasaklar; ve özellikle karalama kampanyalarının devam ettiği İsrail/Filistin gibi konularda muhalif akademisyenlerin korunması. Üniversiteler, özerkliği parayla takas eden neoliberal pazarlığı reddetmelidir. Bağış toplama galalarından ziyade etik yönetişime, elitlerin onayladığı projelerden ziyade çeşitli araştırmalara ve bağışçıları memnun etmekten ziyade gerçeği aramaya öncelik vermelidirler.
Kronik fon kesintileri, neoliberalizmin zenginlerin bilginin geleceğini satın almasına izin verdiği, bağışçıya bağımlı bir canavar yarattı. Özgürlükteki düşüş soyut değil; susturulmuş akademisyenlerde, çarpık gündemlerde ve etik uzlaşmalarda kendini gösteriyor. Bunu düzeltmek için üniversiteler şeffaf bağışçı incelemesi uygulamalı, mahkumiyet sonrası bağışları kesinlikle reddetmeli ve döngüyü kırmak için kamu kaynaklarının yeniden yatırılmasını talep etmelidir. Siyonist baskı taktiklerini reddetmeli, İsrail konusunda eleştirel sesleri korumalı ve ataerkil ağları ortadan kaldırmalıdır. O zamana kadar çürüme devam eder ve bize şunu hatırlatır: Para akademiye hükmettiğinde, gerçek sadece bir meta haline gelir.

Eğer görmezden gelinirse, sonuçları vahimdir: Yetersiz finansman ve sansür nedeniyle bir nesil yetenek kaybedilir, bilgi üretimi zenginlik tarafından çarpıtılır ve akademiye olan kamu güveni onarılamaz bir şekilde aşınır. Dosyalar, iktidardaki iğrenç beyaz erkeklerin entelektüelleri satın aldığını, gündem belirlediğini ve ahlaksızlığı koruduğunu ortaya koyuyor; ancak aynı zamanda ileriye giden yolu da aydınlatıyor. Yeniden yatırım, hesap verebilirlik ve özgürlüğün tavizsiz savunulmasıyla akademiyi bu çürümeden kurtarın. Ancak o zaman yükseköğretim, ultra zenginlerin oyun alanı değil, kamu yararı olarak vaadini yerine getirebilir. Epstein dosyaları bundan daha azını talep etmiyor.

Yorum KURALLARI: Hakaret içerici ve kanuni olarak suç teşkil edecek paylaşımlarda bulunmak yasaktır. Sorumluluk tamamen siz ziyaretçilere aittir.

Daha yeni Daha eski

Reklam1

Reklam2

نموذج الاتصال