Daha fazla hava durumu tahmini: İstanbul da 15 günlük hava durumu

Türkiye Dünyanın 2. Et İthalatçısı Oldu

Büyükbaş hayvan sayısı 2020 yılından bu yana azalış gösterse de artan ithalat, et fiyatlarının düşmesini sağlamadı. Uzmanlar, Türkiye’nin hayvan ithalatında dünya sıralamasında ikinci olmasına rağmen artık ucuz et döneminin sona erdiğini, kemikli etten kıymaya kadar tüm ürünlerde yeni zamların kaçınılmaz olduğunu ifade ediyorlar.

Hayvan varlığındaki düşüşe rağmen ithalatın fiyatları geriletmediğine dikkat çekilirken, her geçen gün katlanan maliyetlerin de bu durumu körüklediği belirtiliyor. Gündemde ise Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Mücahid Taylan’ın Macaristan’da et ticaretiyle ilgilenen bir şirketin ortağı olduğu iddiaları bulunuyor. Verilere göre büyükbaş hayvan sayısı, 2020’de 18,1 milyon iken 2024’te 16,9 milyona gerilemiş durumda. TÜİK’in son verileri ise bu yıl büyükbaş varlığının yüzde 1,2’lik bir artışla 17 milyon 188 bine çıktığını ortaya koydu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem’e göre, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğünde ortaya atılan iddialar, sektör üzerindeki soru işaretlerini artırıyor. Tarım yazarları Ali Ekber Yıldırım ve Ergin Kahveci’nin aktardığı ABD Tarım Bakanlığı raporu da durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Raporda, 2026 yılı itibarıyla Türkiye’de sığır varlığının yüzde 4 azalmasıyla 14,3 milyona düşeceği ve o yıl 450 bin sığır ile 70 bin ton et ithal edileceği öngörülürken herhangi bir ihracatın yapılmayacağı belirtiliyor. Ekonomist Güldem Atabay ise Almanya’da karkas dana etinin kilosunun şu anda 7,03 avro olmasına karşın Türkiye’de bu rakamın 10,2 avro olduğunu ve son bir yılda fiyat artışının yüzde 43,6’ya ulaştığını vurguluyor.

Bursa Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Sencer Solakoğlu ise tabloyu şöyle özetliyor: “2026 yılında son 15 yılın en ciddi üretim düşüşü yaşanacak. Şu anda kapasite kullanım oranları yüzde 5-10 aralığına kadar indi. Kemikli etin fiyatı iki hafta içinde 450 TL’den 550 TL’ye çıktı. Birkaç gün içinde yüzde 10–15’lik zam bekliyoruz; ocak ayından itibaren kıymada en az yüzde 25’lik, Kurban Bayramı öncesinde ise yüzde 20’lik bir artış kaçınılmaz.” Konuyla ilgili Cumhuriyet gazetesine açıklamalarda bulunan Solakoğlu, Avrupa’dan dahi artık ucuz karkas et ithal etmenin mümkün olmadığını belirtiyor.

Hayvancılıktaki krizi derinleştiren bir diğer neden ise şap hastalığı oldu. Salgın nedeniyle 81 ilde hayvan pazarlarının kapatıldığı ve yalnızca aşılama oranının yüzde 85’e ulaşıldığı yerlerde pazarların yeniden açılabildiği biliniyor. Eski Tarım Bakanı Mehmet Mehdi Eker başkanlığında hazırlanan Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu raporunda, şap salgınının ekonomiye yıllık 4,1 milyar dolarlık zarar verdiği ifade edilirken, bakanlık bu tespiti reddetti. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez ise ithalat odaklı politikalar ve denetim eksikliklerinin yanı sıra yeterli aşının üretilmemesi ve zamanında dağıtılmaması gibi sorunlarla birlikte üreticilerin kayıplarının telafi edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Aynı zamanda, kredi borçlarının yeniden yapılandırılmasının hayvancılık sektöründeki krizi hafifletebileceğine işaret ediyor.

Türkiye Bir Zamanlar Et İhraç Ediyordu

Bir zamanlar hayvancılık sektöründe güçlü bir kamu altyapısına sahip olan Türkiye, bugün aynı çizgiden oldukça uzaklaşmış durumda. Özel sektörün yetersiz sermayesi ve kapasitesi, bu alanda kamunun öncülük etmesini zorunlu kılıyordu. İşte tam da bu noktada, Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu ve YEMSAN devreye girerek hayvancılığı baştan sona organize eden bir sistem inşa etmişti. Bu kurumlar, hayvan yetiştiriciliğinden et satışına kadar tüm süreçleri tek bir çatı altında toplamış ve fiyat dengesini sağlamıştı. Bu sayede Türkiye, o dönem bugün olduğundan çok farklı bir konumdaydı; kırmızı ette kendi kendine yeten bir ülke olmayı başarmıştı.

1970 yılına bakıldığında, Türkiye yaklaşık 17 bin ton ete denk canlı hayvan ihraç etmiş, yurt içindeki et tüketimi ise 518 bin ton olarak kaydedilmişti. O günlerde Türkiye, Orta Doğu'nun özellikle de Suudi Arabistan’ın önemli bir et tedarikçisi konumundaydı. Ancak 24 Ocak 1980 Kararları ile birlikte işler değişmeye başladı. Bu kararlarla uygulanmaya başlanan neoliberal politikalar, yani piyasayı serbest bırakıp devleti üretimden çeken yaklaşımlar, tarımdaki kendine yeten yapıya zarar verdi. 1980'lerin ortalarına kadar hayvan ithalatı oldukça düşük seviyelerde seyrederken, bu durum 1985 ve 1995 yılları arasında büyük bir sıçrama yaşadı.

Burada dikkat çeken bir çelişki var. Dünyada özelleştirme genellikle sanayi girişimlerinden başlarken, Türkiye’de bu süreç tarım kurumlarından başladı. Et ve Balık Kurumu’nun özelleştirilmesi gerekçelendirilmeye çalışılırken sıklıkla "Devlet kasaplık yapar mı?" söylemi kullanıldı. 1995’ten itibaren kurum bünyesindeki 35 büyük kombinanın 28’i elden çıkarıldı. Bu tesislerin yerine ise iş merkezleri, binalar ve oteller inşa edildi. Bu dönüşüm, tarım ve hayvancılık sektörünün Türkiye’de hangi noktadan hangi noktaya geldiğini gözler önüne seriyor.

Et ithalatının Türkiye'ye maliyeti ne kadar oldu? 

Türkiye'nin tarım ve hayvancılık sektörünü etkileyen önemli adımlardan biri, Süt Endüstrisi Kurumu ve YEMSAN'ın özelleştirilmesiyle başladı. 2001 Krizi'nin ardından IMF ve Dünya Bankası destekli Tarım Reformu Uygulama Projesi gündeme geldi. Proje kapsamında, çiftçilere ve besicilere üretim yapmalarına bakılmaksızın doğrudan gelir desteği sağlanmaya başlandı. Ancak bu uygulama sadece 8 yıl sürdü, zira 2008 yılında yine IMF ve Dünya Bankası'nın baskısıyla sonlandırıldı.

Bu tür desteklerin üretime bağlı olmaması, çiftçi ve besicinin üretim yapma motivasyonunu artırmadı. Aynı zamanda hayvancılığın temel taşı olan sürü büyütme konusundaki açıkları da gidermedi. 2007-2008 yıllarında yaşanan kuraklık sebebiyle yem fiyatları fırladı ve yaklaşık bir milyon süt ineği kesime gönderilmek zorunda kaldı. Bunun sonucunda kırmızı ette arz açığı ortaya çıktı, yani piyasadaki et talebi karşılanamaz hale geldi. Bu durum üzerine 2010 yılında Et ve Balık Kurumu’na ithalat yetkisi verildi.

İthalat hamlesi bir dizi radikal karar ve uygulamayı beraberinde getirdi. Örneğin, sığır etindeki gümrük vergisi yüzde 225'ten yüzde 30'a kadar düşürüldü. Sadece 2010 yılında, yaklaşık 271,7 milyon dolar değerinde 139.949 baş canlı sığır ve 249 milyon dolar değerinde 50 bin ton sığır eti ithal edildi. 2013'te kurumun adı Et ve Süt Kurumu olarak değiştirildi; ancak temel işlevi değişmeyerek daha çok bir ithalat ofisi gibi faaliyet göstermeye devam etti.

2010 yılındaki krizin ardından bugüne kadar toplamda 6,5 milyon büyükbaş, 3,2 milyon küçükbaş hayvan ve 337 bin ton kırmızı et ithal ettik. Bunun karşılığında dışarıya toplamda 10,7 milyar dolar ödendi. Ancak tüm bu harcamalar yapılırken, ülkedeki tarımsal kaynaklar ciddi bir erozyon yaşadı. Örneğin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında 44 milyon hektar olan meralarımız, bugün 14 milyon hektarın altına düştü. 1940 yılında bir hayvan başına 3,38 hektar mera düşerken, bu rakam günümüzde yalnızca 1,18 hektara geriledi. Kısacası, dışa bağımlılık artarken, hayvancılık için kritik öneme sahip doğal kaynaklarımızı da büyük ölçüde tükettik.

Faturayı İlk Ödeyen Besici

Şimdi madalyonun diğer yüzüne, yani etin üretildiği noktaya, besicinin ahırına bakalım. Günümüzde yem, bir besicinin toplam giderlerinin yaklaşık %80'ini oluşturuyor. Bir kilo karkas et üretiminin maliyetine bakıldığında; %55-60'ı besi hayvanına, %30-35’i yeme, %10-15’i ise diğer masraflara gidiyor. Türkiye'de üretilen fabrika yeminin neredeyse yarısı ithal hammaddeye dayanıyor. Öyle ki, kullanılan soyanın %96’sı yurt dışından geliyor.

Bir de kur baskısına değinmek gerek. Ağustos 2021'den bu yana Türk Lirası, dolara karşı değerinin %82’sini yitirdi. Bu durum, ithal hammaddeye bağımlı yem fiyatlarını ciddi şekilde artırdı. Besici bu mali yükle baş edemediği için süt ineklerini bile kesime göndermek zorunda kaldı. Ancak besiciyi asıl zorlayan bambaşka bir mesele var. Et ve Süt Kurumu, besilik danayı besiciye yüksek fiyatlardan satarken, aynı besiciden karkas eti düşük fiyatlarla satın alıyor. Böyle bir sistem, besicilik mantığını tamamen zorluyor. Artan maliyetleri satış fiyatlarına yansıtamayan besiciler giderek piyasadan siliniyor.

Öte yandan çiğ süt fiyatları da maliyetleri karşılamıyor. Bu ekonomik baskılar nedeniyle birçok besici sürülerini elden çıkarmak zorunda kalıyor. Buna bir de süpermarket zincirlerinin kalite, miktar ve standart talebine ayak uyduramama sorunu ekleniyor. Eskiden besicilerin yanında duran tarım satış kooperatifleri ve üretici birlikleri ya özelleştirildi ya da yapısı anonim şirketlere benzetildi. Sonuç olarak, besicilerin pazarlık güçleri neredeyse tamamen ellerinden alındı.

Ancak Türkiye’nin canlı hayvan ve karkas et ithalatçısı konumuna gelmesi bir kader değil. Bu durum, kamu üretim gücünün sistemli bir şekilde zayıflatıldığı ve piyasa açıklarının hem yurttaşların hem de besicilerin omuzlarına yüklendiği siyasi kararların bir zincirleme sonucu olarak ortaya çıktı.

Yorum KURALLARI: Hakaret içerici ve kanuni olarak suç teşkil edecek paylaşımlarda bulunmak yasaktır. Sorumluluk tamamen siz ziyaretçilere aittir.

Daha yeni Daha eski

Reklam1

Reklam2

نموذج الاتصال

",postDate:true,postDateLabel:"-