The Telegraph, ABD borsasında özellikle S&P 500'ün tarihsel olarak oldukça yüksek değerlemelere ulaştığını vurguladı. Endeksin değerlendirilmesinde kullanılan Shiller fiyat/kazanç oranının 2026'nın yaz aylarında 40'ın üzerinde seyretmesi, bu seviyelerin en son 2000'deki dot-com balonu döneminde görülmesi nedeniyle yatırımcıların ilgisini çekiyor. Uzmanlar, piyasanın balon bölgesinde olduğunu belirtirken, herhangi bir düşüşün zamanlamasının tahmin edilemeyeceği konusunda uyarıda bulunuyor.
S&P 500 için kullanılan Shiller fiyat/kazanç (F/K) oranının ağustos ayını 2000 yılının ağustos ayından bu yana görülen en yüksek seviyede tamamlamaya hazırlandığı belirtiliyor. Gösterge, bahsi geçen yaz aylarında 40 seviyesinin üzerine çıktı. Bu seviyeler en son, 90'ların sonundaki teknoloji ve internet hisseleri çılgınlığının ardından 2000 yılında sona eren dot-com balonu sırasında görülmüştü.
Shiller F/K oranı, hisse senedi fiyatlarını enflasyona göre düzeltilmiş uzun vadeli ortalama kârlarla karşılaştırarak piyasanın değerlemesini ölçüyor. Oranın yükselmesi, hisse fiyatlarının şirketlerin uzun vadeli kârlarına göre daha hızlı arttığı anlamına geliyor.
1881'den bu yana ABD hisseleri, yalnızca zamanın yüzde 1,2'sinde bugünkü seviyelerden daha yüksek değerlemelerle işlem gördü. Benzer yüksek değerlemeler 1929 Wall Street çöküşü ve 2000 yılında dot-com balonunun sona ermesi öncesinde de yaşanmıştı.
Capital Economics Baş Piyasa Ekonomisti Jonas Goltermann, mevcut değerlemelerin bir balona işaret ettiğini ama bunun ne zaman sona ereceğinin tahmin edilemeyeceğini belirtti. ABD borsasının önümüzdeki 12 ila 18 ay içinde yüzde 20 veya daha fazla düşebileceğini öngören Goltermann, yüksek değerlemelerin piyasanın düşeceğini gösteren kesin bir zamanlama aracı olmadığını da vurguluyor.
Yapay zekâ etrafındaki yüksek beklentiler ve fiyat momentumunun son dönemde önemli bir rol oynadığı ifade ediliyor. Goltermann, yapay zekâ rallisinin başlangıç aşamasında değil, son aşamalarına daha yakın olduğunu düşünüyor.
Bugünkü yapay zekâ odaklı yükseliş ile 1990'ların sonundaki internet balonu arasında dikkat çekici benzerlikler gözlemlenmekte. Her iki dönemde de yeni teknolojilere yönelik büyük beklentiler, teknoloji şirketlerine yoğun yatırımcı ilgisi ve yüksek değerlemeler ön planda.
SpaceX’in Nasdaq’ta halka arzından sonra değerinin 2 trilyon doları aşması yatırımcı iştahının büyüklüğünü gösteriyor. Ancak şirketin değeri kısa sürede yüzde 53 geriledi. Berenberg analisti Lauma Kalns-Timans da ABD hisselerinin balon bölgesinde olduğunu belirtti. Hisse kazanç getirilerinin tahvil getirilerinin altına gerilemesi de endişeleri artırıyor.
Büyük teknoloji şirketlerinin borçlanmaları da takip ediliyor. Meta, Google, Amazon ve Microsoft gibi şirketler yapay zekâ altyapısı yatırımları için borçlanmalarını önemli ölçüde artırdı. Bu nedenle yalnızca hisse değerlemeleri değil, kredi piyasasındaki gelişmeler de öne çıkan riskler arasında yer alıyor.
Fidelity tahvil portföy yöneticisi Mike Riddell, kredi piyasalarındaki değerlemeler konusunda endişeli olduğunu ancak riskli varlıklarda büyük bir çöküş için küresel ekonomide ciddi bir yavaşlama veya başka büyük bir şok gerektiğini belirtiyor. Şu an için küresel büyümede böyle sert bir yavaşlama görünmüyor.
Herkes piyasada büyük bir çöküş beklemiyor. Yatırımlarla ilgili değerleme uyarıları artsa da, birçok yatırımcı büyük bir satış dalgası öngörmüyor.
Jupiter fon yöneticisi Chris Morrison, ABD teknoloji hisselerinin pahalı olduğunu kabul etse de, global ölçekte büyük bir satış yerine, piyasanın durağanlaşması veya bir düzeltme sürecine girmesinin daha olası olduğunu düşünüyor.
Mevcut piyasa koşulları, dot-com döneminden belirgin farklılıklar gösteriyor. En önemli farklardan biri, şirketlerin kârlılığı. 1990'lar sonunda pek çok teknoloji şirketi, gelecekteki kâr beklentileri üzerine yüksek değerlenmelere sahipti. Bugün ise, piyasanın en büyük teknoloji şirketleri yüksek ve artan kârlara sahip.
Bu nedenle, günümüzün yapay zekâ rallisi sadece gerçekleşmemiş beklentilere dayalı bir artış değil. Bunun yanında, Shiller F/K oranının tarihin en yüksek seviyelerine ulaşması, uzun vadede yatırım getirilerinin düşebileceği konusunda ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.