Binance üzerinde bitcoin btc xrp ada eos eth shib wink xlm bnb link uni ltc usdt doge dot sol vet ass trx btt fil neo xmr xtz atom avax cake rune dash chz sushi paribu btcturk bitcin bitexen
Yukarı Çık Çapası Kodu
Son Dakika

Esir Maddesi Nedir? Kainatın Sırrı Bu Madde midir?

Yazı Boyutunu Büyütüp-Küçültme +Aa-
→ Reklamlar ←
→ Reklamlar ←
-- --
Tesla'nın 1998'de Bulunan Notlarından: Bilinen Tüm Fizik Kuralları Safsatadan İbaret! Yaşadığı 1856 ve 1943 yılları arasında yaptığı çalışmalarla günümüzde kullanılan birçok teknolojiye yol gösteren eşsiz bilim insanı Tesla’nın hala günümüzün çok ilerisinde bir beyin olduğunu artık tüm dünya kabul ediyor. Hepimizin aslında kablosuz elektrik iletimi üzerine çalışmalarıyla adını daha çok duyduğu dehanın, birçok temel fizik yasası ve astronomi ile ilgili çok önemli çalışmaları da bulunuyor. Son yıllarda modern fizikte baş gösteren gelişmeler, madde ve parçacık anlayışını değiştirdiği gibi ‘boşluk’ kavramına da yeni boyutlar getirdi. Günümüz fizik bilimi, ‘boşluk’ kavramını yepyeni bir kimliğe büründürdü. Boşluk, hikmet kaynağından özüne yüklenmiş mânâ ile adeta canlandı; evrenin “yaşama ortamı, hayat nefesi ya da enerjisi” şeklinde tanımlamalar aldı.
Esir maddesi antik çağlardan beri hakkında çok az şey bilinen bir maddedir. Eski Yunanca’da aether’dir, kökeni aitho sözcüğüdür.

Manası ateşli, parlak, havadan çok daha ince olan, bütün kâinatı dolduran akışkan, elastikî, elle tutulmayan, gözle görülmeyen, fizikî boyutta olmayan, ışığı ve sesi ileten bir maddedir. Antik çağda maddenin esir denilen hali veya ilk madde denilen maddenin ilk ve cevherî hali kast edilmiştir.

19. Yüzyılda esir maddesinin atomlar arası boşluğu dolduran, ağırlığı olmayan ve ısıyı ve ışığı ileten bir madde olduğu düşünülmüştür.

Bilim, maddenin yapıtaşı olarak önce atomu keşfetti. Atomun bölünemez son parça olduğu zannedildi. Daha sonra atomun proton, elektron ve nötron gibi parçacıklardan oluştuğu ve bölünebileceği kabul edildi.

Günümüzde bilim ilerledikçe adına kuantlar, kuarklar, proton, nötron, elektron denilen atom altı maddecikler bilim dünyasını şaşırttı.

Fizik, kuantum fiziği adında yeni bir bilimle atomaltına indi. Madde ve ışığın atomaltı seviyelerdeki davranışlarını inceledi. İnceledikçe şaşkınlığı arttı, parmaklarını ısırdı ve bütün ön kabullerini yıktı.

Esir [Ether] maddesi Nedir?

Ether veya aether kelimesi Grekçe göğün maviliği anlamındadır.Ortaçağ dönemlerinde ise Aristo'nun göksel cisimleri maddileştirdiğini söylediği element ile cevher-öz (quintessence) ile aynı anlamda kullanılmaya başladı.On yedinci yüzyılda bu terim Descartes tarafından benimsenmişti.Descartes, maddenin uzanıma denk olduğunu düşünmekteydi ve onun görüşüne göre bir vakum olması mantıksal olarak ihtimal dışıydı.Esirin, gökyüzünün görünüşündeki boşlukları doldurduğunu ve boş uzay denen şeyin bir basınçlı dolgunluk (plenum) olduğunu ileri sürdü.Basınçlı bir dolgunlukta bir dönüş hareketi olması mümkündür ve Descartes esir parçalarının, özellikle göksel kütleler olmak üzere ağır maddeleri çevresinde karşılayabilecek, kıvrılarak dönen, eğrimler (girdap) oluşturduğunu söylüyordu.Esirin, manyetizma gibi uzayda faaliyet gösteren çekme ve itme güçlerinin aktarılmasında da aracı olduğunu ekliyordu.Belli bir mesafede etkiyen kuvvetlere dayalı tüm hipotezleri dışlıyordu, çünkü kendi görüşünde herhangi bir kuvveti aktarmak için maddi bir aracıya (ortama) gerek vardı.


Kadim filozofların epey bir kafa yorduğu bu tarihi kavram, ateş, toprak, hava ve sudan sonra 5. element olarak kabul ediliyor, diğer 4 elementten farklı bir kıymette değerlendiriliyordu. Gök cisimlerinin kusursuz dairesel hareketleri, uzayı dolduran esirin mükemmelliğine ve istisnai mahiyetine bağlanıyordu. Bu antik düşünceler 16. yüzyılın İngiltere'sine kadar uzanmış ve modern bilimin temellerini atan insanların da evren hakkındaki görüşlerini etkilemiştir. Modern çağın hemen öncesi devirde esir'i "ışıktan daha ince", eskilerin tabiriyle daha latif bir varlık olarak düşündüler.

    18. yüzyıla kadar, bu son derece muğlak kavram filozofların, matematikçilerin ve hatta teologların literatüründe hep müstesna yerini korumayı başardı. Işığın yapısı çözülmeye başlandığında ise, esir kavramı artık zihinlerde en azından daha kesin bir tanımlanma ile modern fizik literatüründe de kendinden bahsettirdi.   

    Şöyle ki: Işık, uzayda dalgalar halinde yayılıyordu. Bilinen bütün dalgalar, (metal bir yay üzerinde, bir ip üzerinde ilerleyen dalgalar, su dalgaları vs.) ilerleyebilmek için bir ortama ihtiaç duyarlar. Su dalgaları suda, ses dalgaları hava, sıvı ve katı cisimlerin içinde ilerleyebilirler. Peki ışık dalgaları uzayda ilerlemek için nasıl bir ortama muhtaçtır? Bu soruya bilim adamları eskilerden tanıdık bir kelime ile cevap bulduklarını düşündüler. Işık, ya da diğer bir ifade ile elektromanyetik dalgalar, esir içinde ilerliyordu. Işığın uzayda ilerleyebilmesi için esir kavramı vazgeçilmez bir fiziksel vücuda bürünüvermişti.

    Esiri kullananlar sadece ışık üzerine düşünenler değildi. Newton, insanlığa tüm bilim tarihindeki en etkileyici dönemi armağan ederken, esir kavramından istifade etmekten geri durmamıştı. O kadar ki, Newton'un esiri tanımladığı cümleleri okuyunca bilim adamlarının bazen ne derece fantastik fikirlere kapılabileceğini hayretle izliyorsunuz.

    Sonuçta, uzaydaki cisimlerin birbirlerine uyguladıkları kütle çekim kuvvetinin, uzayda aktarılabilmesi için bir ortama ihtiyacı vardı ve esir kavramı yine Newton'un kütle çekimi kuvvetine beşiklik edecek en ideal ortamı teorikte sağlıyordu. Aksi halde uzay boşluğunu dolduran bir "üst madde"nin varlığını kabul etmezsek, örneğin Ay ile Dünya arasında mevcut hiçbir iletişim hattı olmayacak ve bu ikisi arasında kuvvet de oluşmayacaktı. Gerçi Newton, esir fikrini ışığın uzayda yayılması için kullanmıyordu. Çünkü O'na göre ışık, çok küçük parçacıklar halinde ilerliyordu ve bu yüzden esir gibi bir ortama ihtiyacı yoktu. Ama Newton'un parçacıklı ışık teorisi, ışığın saçılması veya kırılması gibi fenomenleri izah etmekte yetersizdi.

    19. yüzyıl esir kavramı için sıkıntılı bir dönemin başlangıcı oldu. Önceleri Faraday 1846'da manyetizma ile ışık arasında bir ilgi olduğunu fark etti ve esirin hem manyetik kuvvetlerin, hem de bir ışığın ilerlemesini sağlayan ortam olabileceğini öne sürdü. Faraday, esirin kuvvetleri bağlayabileceği görüşünden etkilenmişti ve eğer bir esir varsa, bunun ışınların iletilmesinden başka yararlarının da olabileceğini iddia ediyordu. 
    
    Maxwell de elektromanyetik dalgaların esir içinde ilerlediğini öne sürüyordu ve bu kuvvetlerin, uzayda elektrik ve manyetik yüklü kütlelerin çevresinde oluşan esir bükülmeleri olabileceği görüşündeydi.

    Ancak esir fikrinin üzerinde çok geçmeden kara bulutlar dolaşmaya başladı. Maxwell denklemleriyle zirve yapan elektromanyetik dalgaların davranışlarına yönelik algımız, ışığın sabit hızlı olmasını gerektiriyordu. En meşhurları Michelson-Morley ikilisinin dahice hazırladıkları deney düzeneğiyle yaptığı ölçüm olmak üzere, ışık üzerine yapılan tüm deneylerde ışığın hızının sabit olduğu görüldü.

    Eğer ışık esir gibi bir ortamın içinde ilerliyorsa, ve Dünya da bu esir ortamında uzayda yol alıyorsa, Dünyanın dönüşüyle ışığın hızının değiştiğini algılamalıydık. Tıpkı nehirde akıntı yönünde giden bir gemiyle, akıntının zıt yönünde giden bir geminin aynı motor kuvvetiyle hareket etmelerine rağmen kenardan bakan gözlemciye farklı hızlarda gidiyor görünmesi gibi, ışığın esir içinde ilerlerken Dünya'nın hareketi sebebiyle hızının da değişiyor olması gerekirdi. Michelson-Morley deneyi esirin varlığını ispatlamak için tasarlanmış bir deney olarak, bilim tarihine "başarısızlıkla" sonuçlanan en meşhur deney olarak geçti. Sonuçları ve teorik fiziğe dolaylı katkıları dolayısıyla bunu başarısızlık olarak adlandırmanın insafsızlık olacağı da açıktır aslında.

    Esirin varlığını ispatlamak için yapılan ışık hızı ölçümleri esir'in olmadığı yönünde sonuçlar vere dursun, esir kavramına son darbeyi ışığın foton adı verilen enerji paketçikleriyle, diğer bir deyişle parçacıklar halinde ilerlediğinin anlaşılması vurdu.

    Ancak, esir fikri öyle kolay kolay vazgeçilecek bir fikir değildi. Temas etmeyen kuvvetleri açıklaması yönüyle bilim adamlarına çok cazip geliyordu. Ve kimse yüzlerce yıllık bu antik alışkanlığa kolayca sırt çeviremiyordu. Esir kavramı lehine güçlü bir hamle Lorentz'den geldi. Lorentz, Michelson-Morley deneyini açıklayabilmek için müthiş bir senaryo hazırladı. Bu senaryonun çok sağlam bir de matematiksel alt yapısı vardı. Lorentz'e gör esir, mutlak hareketsiz bir ortamdı. Yani hangi orijinden bakarsanız bakın, esiri hareketsiz görecektiniz. 

    Referans sistemimizi değiştirdiğimizde, uzay-zaman parametrelerini de değiştirmemiz gerektiğini fark etti ve bu sayede yerel zaman (eşzamanlılığın izafiliği), boyutta kısalma gibi meşhur kavramlarını ortaya attı. Michelson-Morley deneyini esiri inkar etmeden açıklama uğruna, meşhur Lorentz dönüşümlerini Joseph Larmor'la birlikte fiziğe kazandırdı. Tüm bunlar esirden vazgeçmeme çabasının meyveleriydi. Hatta Larmor, bu yerel zaman formülasyonunun, esir içinde hareket eden elektronların bir tür zaman genişlemesi yaşamalarından kaynaklandığını söyleyecekti.

    Lorentz'in çalışmalarını, bir başka istisnai deha olan Poincare devam ettirdi. Işık hızının değişmezliğini, doğanın kanunlarını olabildiğince basitleştiren faydalı bir postüla olarak gördü ve Lorentz'in bahsettiği izafilikle elektromanyetiği harmonize etmeye çalıştı. Nihayet, Lorentz'in bazı hatalarını da düzelterek elektromanyetik denklemlerin Lorentz kovaryanslığını ispatladı. Ancak bunu yaparken, esir ortamını algılanması mümkün olmayan bir ortam olarak savundu. Çalışmasında esir'i kullanması, belki de özel relativite'nin mucidi olmasına engel oldu.   

    Özel relativite'nin tüm yönleriyle ortaya konması, konunun assolistliğini üstlenen Einstein'a nasip oldu. Özel görelilik teorisinde ileri sürülen postülalar ve teorinin sonuçlarında esir maddesinin hiç bir söz hakkı yoktu. Işık hızı mutlak sabitti ve ışığın hareket tarzına bakarak esirle ilgili her hangi birşey öngörülemezdi. Böylece sonuçsuz kalan Michelson-Morley deneyi, bizatihi büyük bir buluş olarak kabul edilmeyi hak etti.

    Ancak, esirin ışık veya elektromanyetik dalganın ilerlemesi için bir ortam olması fikrine fazlaca odaklanılmıştı. Işığın esire ihtiyacı olmadığı açıktı, ki elektrik alan ve manyetik alanın da temas etmeden etkiyebilmesini bu sayede anladık diyelim, evet; fakat hala kütle çekimi etkileşiminin nasıl aktarıldığı 300 yıllık bir muammaydı ve hala esir ihtiyaç duyulan bir kavram olarak yaşam mücadelesini sürdürüyordu. Sahneye yine Einstein çıktı. Kütle çekimi etkileşmesinin, aslında kütleli cisimlerin uzay-zaman geometrisinde oluşturdukları eğrilikten ibaret olduğu açıklamasıyla, genel rölativite teorisi, esiri resmen minder dışına atmıştı. 

    Bizler algılarımızda Öklidyen geometriye sahip bir uzayda yaşadığımızı varsayıyoruz. Bu geometride, üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir, iki paralel çizgi sonsuza kadar kesişmez vesaire. Oysa Einstein'ın genel rölativite teorisi, ışığın dahi bildiğimiz anlamda "doğrusal" bir yol izlemediği, kütlenin etrafında "çöken" bir uzay-zaman geometrisinde yaşadığımızı gösterdi. Dolayısıyla kütle ne kadar büyükse, etrafındaki uzay-zaman o kadar bükülüyor, çevresinde o denli büyük bir kütle çekimi "etkisi" hissettiriyordu. Kısacası, aslında üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olmadığı, Öklidyen olmayan bir uzayda yaşıyorduk!


 Einstein buradan bakınca devrimci bir ruha sahip doğal bir "esir" katili gibi görünse de, aslında yüzlerce yıllık bu geleneğe bizzat kendisi de sıkı sıkı bağlı olacak kadar muhafazakar bir bilim adamıydı. 1920'de yayımlanan "Esir ve İzafiyet Teorisi" isimli makalesinde esir maddesinin varlığından şüphe bile etmediği görülüyordu. Ona göre esir'e "hareketle ilgili" herhangi bir kavram uygulanamazdı, o kadar.

    20. yüzyılın ilerleyen yıllarında, tüm evreni işgal eden bir madde fikrinin hiçbir işe yaramaması dolayısıyla artık esir kelimesi o kadar da sık telaffuz edilmemeye başlandı. Kimilerine göre antik bir fanteziden ibaret, kimilerine göre ise bilimin ilerlemesine geçmişte katkı saplayan bir basamak olarak geride kalmıştı. Aslında rölativite uzayı dolduran esir gibi bir maddenin olması veya olmaması hakkında hiçbir şey söylememişti. Sadece, eğer böyle bir şey varsa rölativistik simetriye uyması gerektiğini söylüyordu. Bu bilinemezliği esirin bilim çevrelerinde rafa kaldırılmasına ve unutulmasına sebep olacak gibi görünüyordu. 

    Hiç de öyle olmadı... Esir'in ruhu bir türlü öldürülemiyor, bir şekilde kendini hatırlatmayı başarıyordu. Son 50 yıldaki gelişmeler, uzay boşluğunun hiç de öyle boşluk olmadığını, görünmeyen, ancak son derece aktif bir ortamla dolu olduğunu ortaya çıkaracaktı. Esir kavramından belki de sıkılmış olan fizikçiler, bu boşluğu dolduran şeye "boşluk" yani "vakum" demeye devam ettiler. Çünkü rölativite ile esirin çok kötü hatıraları vardı.

    Nobel ödüllü fizikçi Laughlin, vakumu saydam bir cama benzetiyor. Normalde görünmeyen, algılanmayan, ancak çarptığınız vakit kendini hissettiren bir sürü şeyle dolu bir ortam olarak tarif ediyor. Kuantum alan teorisine göre, vakum ortamı inanılmaz küçük zaman dilimlerinde yaratılıp yok edilen parçacık çiftleriyle dolu olan son derece aktif, fokur fokur bir ortamdır. Son yıllarda inşa edilen devasa parçacık hızlandırıcıları sayesinde vakumun yapısı hakkında daha çok şey öğrenmeye başladık. 

    Maddenin en alt seviyelerinde karşımıza temel yapı taşları değil, parçacıklar arasında varolan karmaşık ilişkiler dokusu çıkıyordu. Sonuçta, cisimlerin hareketinden ve varlığından bağımsız olarak uzayın her noktasını işgal eden bir maddi yapı vardır; İngilizlerin dahi çocuğu Dirac bu gerçeğe dayanarak, esir kavramına hala muhtaç olduğumuzu belirtir. Son dönemlerin adından çok söz ettiren başka bir fizikçi John Bell de, EPR paradoksunu izah etmedde bir "esir teorisi"nin sonuç verebileceğini söyler. EPR paradoksu, eş zamanlı yaratılan parçacık çiftleri arasında ışıktan hızlı bir çeşit veri iletimi olayına dayanır.

    Bugünkü anlayışımıza göre, vakum dediğimiz bir ortam vardır. Hatta uzayın bizzat kendisi vakumdur diyebiliriz. Vakum kelimesinin yerine "esir" kelimesini koymanın bir mahzuru görünmüyor. Bu bahsettiğimiz ortam öyle bir şeydir ki, uzay boşluğunu doldurmakla kalmaz, maddenin, atomun içini de doldurur. Hatta atomun en yoğun kısmı olan çekirdeğin içine indiğimizde, proton ve nötronlar arası boşluğun da bu ortamla dolu olduğunu görürüz. 

    Daha öteye de gidebiliriz... Maddenin bilinen en yoğun hali olan proton veya nötronun da içine insek, araları vakum ortamıyla dolu kuarklar, ve bu kuarklar arası gidip gelen, vakumda yok olan tekrar yaratılan gluonlar görürüz. Kısacası maddenin içi dışı bu ortam ile işgal edilmiştir. Bildiğimiz her şey her an bu ortam ile çok sıkı bir irtibat halindedir. 

       Yüzlerce yıllık "esir" fikri, şimdi vakum olarak karşımıza çıkmış olabilir.

    Esir, atomlardan oluşan bildiğimiz maddeden daha ince-latif, ancak kuantum alan teorisinin ışığında anladığımız kadarıyla eski filozofların saplandıkları ilk öz fikrinden daha yoğun bir maddedir. Hızlandırıcılarda yüksek mertebelerde hız kazandırılan parçacıkların çarpıştırılmasıyla yeni yeni parçacıklar, farklı maddeler yaratılabilldiğini görüyoruz ki bu da; madde, hareket ve esir'in-vakum ortamının evrende bir birliktelik-bütünlük oluşturduğunu; birbirlerinden bağımsız olarak ele alınmaması gerektiğini bize gösterir.
Kuantum Dünyası

Atomaltında devasa bir derinlik, farklı bir kâinat adeta sonsuza dek açılıyordu. Burada birbirinden ayrı duran parçacıklar aslında birbiriyle alâkalı, birbirine bağlı ve dinamik bir bütünlük içindeydi. Birbirinden çok uzak parçacıklar, sebep - sonuç zincirine bağlı olmaksızın birbirine bağlıydı. Parçacıklar başka parçacıklara rahatlıkla dönüşebiliyordu.

Burada sanıldığı gibi maddenin temel yapıtaşı değil, parçalar arasında var olan karmaşık ilişkiler ağı başlıyordu. Katı maddeler sanki erimiş ve sertlikten eser kalmamıştı. Materyalist düşüncenin ve ateizmin yıkıldığı yerdi burası.

Burada durgun bir şey yoktu. Parçacıklar ya tamamen enerji, ya da enerjiye çevrilebilen zerreciklerdi. Burada boşluk yepyeni bir kimliğe bürünmüştü.

Kuantum dünyasının üyelerinden olan kuantlar, kuarklar, fotonlar bir iğne ucundan bir milyon defa daha küçük sıfır noktasında enerji tanecikleriydi. Kuantlar kümeleşerek kuarkları, kuarklar protonları ve nötronları oluşturuyordu. Protonlar ve nötronlar atomun çekirdeğiydiler. Bu çekirdeğin yüz bin kat uzağında atomun etrafında dönen elektronlar vardı. Maddenin en küçük titreşim ve zikir meclisi olan atomlar, çekirdeğinde yer alan protonlar ve nötronlarla ve bu çekirdek etrafında dönen elektronlarla akılları durduran bir sistem oluşturuyorlardı.

Kuantum fiziği bilimde öyle bir altın çağ açmıştır ki, fizikçiler bile, “Kuantum fiziğini anladım diyen hiçbir şey anlamamıştır” diyerek parçacıkların ışık hızında hareketleri ve ilişkilerinin karmaşıklığı konusunda akılların aciz kaldığını itiraf etmişlerdir.

Tesla'nın belirttiği gibi Dünya, "uzayda yüklü halde sürüklenen metal bir topa benziyor", yani yerçekimi gibi. Yayılma yönü yeryüzünden etrafına doğru olduğu için makul seviyede yer çekimi kuvveti oluşuyor.

Tesla'nın serbest enerjinin herkes için mevcut olduğu Dünya gezegenindeki öngörüleriyle ürettiği fikirleri ve icatları, elektrik enerjisinin ve enerjinin çok ötesine geçti. Tesla olmasaydı muhtemelen hala radyo, televizyon, AC elektrik, Tesla bobini, floresan aydınlatma, neon aydınlatma, radyo kontrol cihazları, robotik, X-ışınları, radar, mikro dalgalar gibi düzinelerce teknolojiyi kullanmak için bir fikrimiz olmayacaktı.

Gizli Eter Fiziği kitabının yazarı ve Tesla konusunda uzman bilim insanı William R. Lyne, dahinin evinde bulunan el yazmalarında anti-gravite hakkında çok sayıda çalışmanın olduğunu iddia ediyor.



Tesla, insan tarafından bilinen fizikle ilgili tüm kavramları değiştirebilme yeteneğine sahipti!
Lyne kitabında, Tesla'nın hayatının son yıllarını, nesnelerin harekete geçirilmesi için yerçekimi gücünü kullanacak devrimsel bir itici sistem çalışmalar için harcadığını söylüyor. Yazar ayrıca teorisini Tesla'nın verdiği son konferanslara dayandırıyor ve en son bulgularından bahsediyor ve iddialarına bir yenisini daha eklemiş oluyor: Tesla insan tarafından bilinen fizikle ilgili tüm kavramları değiştirebilme yeteneğine sahipti!

Telsa'nın 1928'de dosyalanmış son patentlerinden (#6,555,114) hem helikopter hem de bir uçağa benzeyen uçan bir makinenin olduğunu görüyoruz. Bu araç, uçuş hakkında bildiğimiz her şeyi değiştirecek bir güç sistemi üzerine oluşturulmuş tasarımı gösteriyor.



Lyne, kitabında Göçmen Refah Enstitüsü için bir konferans sırasında Tesla'nın Dinamik Gravite Teorisi’nden bahsettiğini şu şekilde açıklıyor: "İki kapsamlı keşfin ilk aşaması için, 1893 ve 1894 yıllarında tüm detaylarıyla çalıştım.”

Devam etmeden bir dipnot: Esir (eter), uzay boşluğunda kuvvetlerin aktarımını sağlayan bir ortam görevi gören ve antik dönemlerden bu yana insanların kafa yorduğu kavramdır.

Dinamik Grative Teorisi uzaydaki nesnelerin hareketlerini açıklayan bir güç alanını kabul ediyor. Bu kuvvet alanının varsayımı uzay eğriliği (yaşa Einstein) kavramını ortadan kaldırıyor. Eter, olgular (derken evrensel yer çekimi, atalet, momentum ve gök cisimlerinin hareketinin yanı sıra tüm atomik ve moleküler maddeler kastediliyor) için vazgeçilmez bir işleve sahiptir.

İlginçtir ki, İnsanlığın Büyük Başarısı başlıklı bir makalede Tesla, Dinamik Gravite Teorisi hakkında şunları söylemiş: Aydınlık eter, tüm uzaydaki boş alanı dolduruyor. Eter, yaşamı veren yaratıcı güç tarafından etkiliyor ve ışığın hızına yakın bir hareket sergiliyor, sonsuz küçük kıvrımlarla düşünülebiliyor ve madde haline geliyor. Kuvvet kaybolduğunda ve hareket kesildiğinde, madde tekrar etere dönüyor (bir nevi atomik bozulma şekli).



Tesla, tüm alanı dolduran aydınlık eterin, yaşamı veren yaratıcı kuvvet tarafından üstlenildiğini yazıyor. Eter, ışık hızının yakınında "sonsuz küçük kıvrımlarla” maddeye dönüşebiliyor ve tekrar eski formuna geri dönebiliyor.

Tesla’ya göre insan bu maddeyi anlarsa şunları gerçekleştirebilecek:
İstediği maddeyi etere dönüştürebilir
Maddi ve sürekli türeyen enerji oluşturabilir
Dünya'nın boyutunu değiştirebilir
Mevsimleri kontrol edebilir
Evrenin sınırları boyunca seyahat edebilir
Gezegenlerin çarpışmalarını yeni güneş, yeni yıldız, ısı ve ışık kaynağı üretmek için kontrol edebilir
İnsan kendisini sonsuz biçimlerde canlandırıp geliştirebilir.


Tesla'nın ismini verdiği eter, hızla değişen elektrostatik kuvvetlerle sertleşti ve bu nedenle, Tesla'nın kendisi tarafından da açıklandığı üzere yeryüzünde ve uzayda yerçekimi etkileri, atalet ve momentumun oluşmalarını sağladı.

Daha fazlasını Tesla’nın söylediklerinden öğrenin:
"Ben tüm detaylarda çalıştım ve çok yakında dünyaya umut verecek gelişmeleri duyuracağım. Çalışmam bu kuvvetin nedenlerini ve gökyüzündeki cisimlerin onun etkisindeki hareketlerini o kadar tatmin edici bir şekilde açıklıyor ki, boş spekülasyonlara ve sahte kavramlara son verecektir. Sadece bir güç kaynağının varlığı cisimlerin hareketlerini açıklayabilir ve varsayımla uzay eğriliği teorilerini ortadan kaldırır. Bu konuda tüm literatür boşunadır ve unutulmaya mahkumdur. Çünkü, tüm eterin varlığını ve olaylarda oynadığı vazgeçilmez rolü tanımadan evrenin işleyişini açıklamaya çalışırlar. "

Tesla'nın söz konusu kitapta anlatılan çalışmalarında sınırsız enerjiye referans oluşturduğuna inanılıyor.

Esir Maddesine Gelince

Kuantum dünyasındayız. Atomun bir milyon kat derinliğine indiğimizde son ve mu’cizevî sınır parçacığı olan kuantları, ışık hızında titreşim yapan sıfır kalınlıkta enerji noktacıkları olan süper sicimler halinde görüyoruz. Bu süper sicimlerin hepsi birbirinin tıpatıp aynısıdır. Sadece dalga boyları ve titreşimleri farklıdır. Bu süper sicimler öylesine akıl almaz küçüklüktedirler ki, bir süper sicimin bir atomun büyüklüğüne oranı, bir atomun bütün güneş sistemine oranı gibidir.1 Şaşırıyoruz.

Akıl terazimiz bu sıkleti, bu oranı, bu sistemi tartmaktan ve kavramaktan aciz!

Uzayın boşluk olmayıp, süper sicimlerle donatılmış esir denizi olduğunu öğreniyoruz. Bütün ışınlar, elektromanyetik dalgalar ve gök cisimleri esir denizinde yüzmektedir. Esir denizi, yaylanabilen ve esnek bir örümcek ağı gibi uzayın tamamını kuşatmıştır. Karadelikler sonsuz ağırlıkları ile esir denizini yırtarak oluşturdukları girdapla yuttukları her şeyi beka âlemine taşımaktadır.

“O’nun arşı su üzerindedir.” 2 Âyetinin esir maddesine işaret ettiğini ifade eden Bediüzzaman, esir maddesinin Allah’ın ilk icatlarının tecellisine mazhar olduğunu bildiriyor. Yani Cenab-ı Allah esiri yarattıktan sonra bir kısmını cevhere çevirmiştir. Bir kısmını yoğunlaştırmış ve bundan maddeyi halk etmiştir. 3


Esir ve Işığın tabiatı

Robert Hocke (1635-1703) ışığın esir titreşimleri ihtiva edebileceğini ileri sürmüştü, çok geçmeden Christian Huygens (1629-1695) ışık ışınlarının esir dalgaları olarak ele alınabileceğini önerdi.Fakat dalga ışık teorisi, daha çok da Newton tarafından benimsenmediği için genel kabul görmedi.Newton korpüskül teoriyi tercih ediyordu.Bir silahtan saçılan kurşunlar gibi kaynaktan yayılan küçük taneciklerin akımından ışık ışınlarının oluştuğuna inanıyordu.Ampirik temellere dayanan dalga teorisini reddediyordu.Çünkü ışığın gözlenen davranışının, özellikle yansıma ve yayınımın (bir prizmadan geçen beyaz ışıkla gökkuşağı renklerinin elde edilmesi) korpüskül teori ile çok daha iyi açıklandığını düşünüyordu.Dahası içine esirin sızdığı bir uzayın mantıksal olarak zorunluluğunu da kabul etmiyordu.En azından kısmen çünkü Descartes'in vakumun mantıksal olarak kabul edilemez olduğu kanaatine karşı metafizik ve dini nedenleri vardı.Newton, eğer Descartes'in iddia ettiği uzanım madde ile denk ise o zaman, uzanım Tanrıdan önce varolduğu için Tanrı düşüncesi olmaksızın tasavvur edilebileceğini, maddenin de Tanrıdan önce ve Tanrıdan bağımsız olacağını, söylüyordu.O ise bunu kabullenmeye niyetli değildi:
 

Aynı zamanda Tanrının varlığını ve onun bomboş uzayda hiçbir şey olmaksızın cisimleri yarattığını kabul etmeksizin cisimleri var kabul edemeyiz... Oysa Descartes gibi uzanım cisimdir dersek ateizmin yolunu açmış olmuyor muyuz? Uzanım başka bir şeyden değil sonsuzluktan yaratılmıştır.Tanrıya bağlı olmaksızın ona dair tam bir tasavvurumuz olduğu için aynı zamanda Tanrının olmadığını düşünsek bile onun varlığını idrak edebiliriz.(Bu yine aynen böyledir.) Eğer özün genişletilmeye ve düşünmeye bölünmesi meşru ve kusursuz ise, o halde Tanrının kendisinde uzanım bulunmayacaktı ve dolayısıyla da onu yaratamayacaktı.Tanrı ve uzanım tüm ve mutlak varlıklar olacak ve öz terimi de her birine aynı anlamda uygun olacaktı.

Burada uzanım hakkında 'ona dair mutlak bir tasavvurumuz var' şeklinde, dini inançta saklı metafizik bir varsayım görmekteyiz.Her ikisi de Newton fiziği ile öngörülmüştür.

Newton esir kavramını tümüyle reddetmiyordu, onun ışık dalgalarını taşıdığını düşünmediği halde belki de, mantıksal bir zorunluluk olarak değil de bir vakıa olarak boş uzay olarak görünen bazı yayılan önemsiz maddeler olabileceğini tahmin ediyordu.Bu sadece gökyüzünü değil maddi cisimleri de kapsayabilirdi.Kendilerini oluşturan taneciklerin arasından geçmek suretiyle.O zaman belki de esir tutması maddi cisimlerin kenetlenmesini açıklayabilecekti.Esir kompozisyonunun farklı olup olmayacağını da merak ediyordu; tıpkı havanın farklı miktarlarda su buharı ihtiva edebildiği gibi esir de elektrik, manyetizma ve çekime göre değişen esir nitelikleri ihtiva edebilirdi.

Newton uzayın her zerresine nüfuz eden herhangi bir ortamın çok düşük bir yoğunlukta, 'istisnai oranda ince' olması gerektiğini vurguluyordu; esirin yoğunluğunun ortalama olarak havanınkinin 1/700.000'ininden daha fazla olamayacağını hesaplıyordu.Bu kadar düşük bir yoğunlukta, gezegenlerin yörüngelerinde tespit edilebilir herhangi bir değişikliğin en azından on binlerce yıl boyunca olamayacağını tahmin ediyordu.Her ne kadar kaçınılmaz olarak zamanla yavaşlasalar bile.Evreni sürtünmesiz mükemmel bir makine olarak almıyordu; Tanrının gözetiminin şart olduğunu düşünüyordu.Leibniz gibi çağdaşlarının çoğu böylesi bir görüşle alay ettiler; Tanrının kusursuz bir cosmos yaratmadığını ileri sürmenin gülünç olduğunu söylediler.Oysa Newton ilahi gözetimi ilahi içkinliğe (doğal varoluş) bağlayan farklı bir görüşü benimsiyordu.

Tanrı sonsuza kadar baki ve her yerdedir ve her zaman her yerde olmak suretiyle zaman ve uzayı teşkil eder.O her şeyi yönetir ve her şeyin yapılabileceğini bilir... her yerde olan O, kendi isteğiyle kendi engin mütecanis beynindeki cisimleri hareket ettirmeye ve onlara şekil vermeye ve de evrenin parçalarında değişiklik yapmaya, bizim kendi isteğimizle bedenimizdeki parçaları hareket ettirmemizden çok daha muktedirdir.

Newton'a göre Tanrının dünyayı denetlemesi bir ustanın makinasını denetlemesiyle karşılaştırılamazdı; onun Tanrısı sadece ve sadece dünyanın yaratıcısı değildi, dünyanın içindeydi de.

Hem Newton'un hem de Descartes'in fiziği aşikar bir şekilde metafizik varsayımlara ve dini inançlara dayanmalarına karşın, Newton'un tabiat teorileri gözleme bağlanmıştı.Halbuki Descartes mantıksal analizinden destek almaya çalışıyordu.Bu, esire olan tutumlarında da açıktır.Descartes'e göre esir mantıksal bir gereklilik, Newton'a göre ise ampirik bir hipotezdi.Böylesi bir hipotez gözlemlenen şeylere yararlı bir açıklama sağlamadığı kanıtlanırsa bırakılabilirdi.Esirin tabiatına dair spekülasyonlarının hepsinde Newton'un onun varlığına tam olarak ikna olmadığı açıkça görülmektedir.Şöyle diyor:

İstisnai oranda ince olmadıkları takdirde akışkan aracı ortamların gökyüzünü doldurduğuna karşı, göklerde tüm seyir biçimlerinde düzenli ve sona ermeyen şekilde hareket eden yıldızlar ve yıldız kümelerinden büyük bir itiraz yükselir.Bu yüzden gökyüzünün tam fark edilebilir maddelerden ari olduğu açıktır.
Bir akışkan sadece;
Bu büyük cisimlerin hareketlerini bozmaya ve yavaşlatmaya ve tabiatın çerçevesinin tavsamasına hizmet edecektir.Bir esir ortamının varolduğunu kabul etmek gerekli olmayabilirdi de.Ve hiçbir faydası yoksa... varolduğuna dair bir delil de yoktur ve dolayısıyla kabul edilmemelidir.

Newton'un sonunda esirin varlığı sonucuna varıp varmadığını bilmiyoruz.Kendisi hem esirin ışık ile olağan madde arasında bir aracı olma olasılığına ilişkin spekülasyonda bulunuyor ve hem de ısının esirdeki karışıklıktan oluşup oluşmadığını merak ediyordu.Fakat ışığın esir dalgalarından oluşmadığına ikna olmuştu ve on sekizinci yüzyıl bilimsel düşüncesindeki tesiri öylesine güçlü olmuştu ki dalga ışık teorisi önemsenmedi ve esirin tabiatına ilişkin pek az spekülasyon yapıldı. 


http://www.katihal.sakarya.edu.tr/kutuphane/esir.htm
https://www.yeniasya.com.tr/suleyman-kosmene/fizik-ilmini-sasirtan-oz-esir-maddesi_503022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder


İnd | Ping | Bing | Ping 2 | Feedburner | Auto Ping | Yandex Memurlar Kamu personeli memur adayları sağlık personeli meb personeli memur alımı kamu personeli alımı KPSS ve sınav haberleri Memurlar Haber sitesi Memur alımı, memur maaşları, memurlar için haberler, öğretmen haberleri, öğretmen atamaları, memur zamları, 4c, 4b, iş ilanları, memur ilanları, kpss haberleri Memur Site'de
Bedava MP3 Download, MP3 indir, Ücretsiz MP3, Dangerous MP3, Dangerous MP3Yerli ve yabancı hd film izle, Türkçe dublaj ve alt yazı seçenekleri ile en güncel filmleri 1080p kelimeleriyle sitemize gelenler için uyarıdır. Sitemizde hiçbir MP3 ve Türkçe Dublaj Full HD ve Türkçe Altyazılı 1080p İzle Tek Parca 4k 1080p Full HD filmi seyret Full Film bulunmamaktadır! Sadece bazı sitelerden dış bağlantı alınarak tanıtım amaçlı bir kaç şarkı bulunabilir. Lütfen sanata ve sanatçıya saygı için korsan müziğe hayır! Internetten mp3 yüklemek yerine onların kaset ve cd'lerini alarak destek olalım.
Günümüzün en büyük hobilerinden birisi hiç kuşkusuz TV izlemektir. Canlı TV sitemiz TV izlemeyi siz kullanıcılarına kolaylaştırmak için kurulan bir platformdur. Sitemizde tüm kanalları kesintisiz ve donmadan rahatlıkla izleyebilirsiniz.
aktüel, ürünler, kataloğu, broşürü, insert, indirim, kampanya, promosyon, a101, bim, şok, market,aktuel katalogu
YASAL UYARI;

Sitemizde yer alan bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum,analiz ve tavsiyeler, yorum,analiz ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun ve doğru sonuçlar doğurmayabilir. Burada yer alan bilgiler, güvenilir olduğuna inanılan halka açık kaynaklardan elde edilmiş olup bu kaynaklardaki bilgilerin hata ve eksikliğinden ve ticari amaçlı işlemlerde kullanılmasından doğabilecek zararlardan www.memursite.com ve yöneticileri hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmemektedir.
Sitemizde yer alan bilgiler tanı ve tedavi amaçlı değildir. Sizlere aktardığımız bilgiler, tavsiye niteliğinde olup reçete ya da tedavi yöntemlerinizi değiştirmeye yönelik değildir. Sitemizdeki bilgiler hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılmamalıdır. Sitemizdeki bilgileri uygulamadan önce mutlaka doktorunuza danışınız. Sağlık problemlerinizin temelinde yatan sorunu ancak doktorunuza muayene olarak bulabilirsiniz. Bu bilgiler tanı ve tedavi amaçlı kullanıldığında sorumluluk tamamen Kullanıcılar ve Üyelere aittir. Bilgilerin yanlış anlaşılmasından ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetten sitemiz yasal sorumluluk altında değildir, siteye girmekle bu şartları okumuş, anlamış ve kabul etmiş sayılırsınız.
Memursite.com haber, yorum ve reklam için - İletişim: reklam@memursite.com
OcakŞubatMartNisanMayıs Haziran Temmuz Ağustos EylülEkimKasım AralıkPazartesiSalıÇarşambaPerşembeCumaCumartesiPazar  2020 2021 2022 2023 2024 2025 2026 2027 2028 2029 2030 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55. 56. 57. 58. 59. 60. 61. 62. 63. 64. 65. 66. 67. 68. 69. 70. 71. 72. 73. 74. 75. 76. 77. 78. 79. 80. 81. 82. 83. 84. 85. 86. 87. 88. 89. 90. 91. 92. 93. Maps1*Maps2*Maps3*Maps4*Maps5*Maps6*Maps7*Maps8*Maps9*Maps10*Maps11*Maps12*Maps13*Maps14*Maps15*Maps16*Maps17
TRT 1, Kanal D, Atv, Show TV, Star TV, Kanal 7, Tv 8, Fox TV ve online ücretli dizi ve film platformlarının Netflix, BluTV, puhutv, exxen, amazon prime, FOXPlay, beIN CONNECT, Filmbox Live, Mubi, D-Smart GO, Turkcell TV Plus, Tivibu, YouTube gibi sitelerin ücretli içeriklerini en sevdiğiniz dizileri, en beğendiğiniz filmleri ücretsiz olarak kendi sitelerinden izleyiniz.