Daha fazla hava durumu tahmini: İstanbul da 15 günlük hava durumu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) 2023 cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerini kazananın ardından, 1 Ekim 2024'te, Türk milliyetçilerinin partisi MHP'nin lideri bilge Dr. yaptı.

Bu teklif başlangıçta şok etkisi yaratmış olsa da, sürekli olarak Suriye'deki jeopolitik gelişmeler, Kürtlerin Türkiye dışında alternatifler aramasını engellemek için Türkiye'nin PKK ve DEM Partisi ile oluşturulması bir diyalog kurmanın gerekliliğinin ortaya çıkması. Bu bağlamda, 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli'nin açıklamalarına destek vererek, 12 Temmuz 2025'teki tarihi konuşmasıyla "Terörsüz Türkiye" sürecini resmen başlatmıştır .. Bu konuşmanın ardından , Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş'un başkanlığında, İyi Parti hariç Meclis'te temsil edilen siyasi partilerin katılımıyla "Milli Dayanışma , Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu " kuruldu.



Aralık ayında devam ederken, PKK terör örgütü, tutuklu lider Abdullah Öcalan'ın propagandası üzerine Temmuz 2025'te sembolik olarak silahlarını bıraktı ve parlamentoda kalacağını ilan etti . Şubat 2026'da, söz konusu komisyon, kapsamlı bir incelemenin ardından bu konunun raporunu yayınladı. Bu makale, bu raporun özetini içermektedir.


Rapor

110 sayfalık kısa bir kitapçık olan rapor , "Giriş" ve "Sonuç" bölümlerinden ek olarak yedi bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler şunlardır: "Komisyonun Çalışmaları", "Komisyonun Ana Amaçları", "Tarihsel Kökenler ve Türkler ile Kürtler Arasındaki Kardeşlik Hukuku", "Komisyon Tarafından Dinlenenler Arasında Mutabakat Sağlanan Alanlar", "PKK'nın Dağıtılması ve Silahsızlaştırılması", "Sürece İlişkin Yasal Düzenlemelere Dair Öneriler" ve "Demokratikleşmeyen İlişkin Öneriler".

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından imzalanan "Giriş" bölümünde, parlamentoda büyük çaba ve fikir birliğiyle hazırlanan bu raporun, Türkiye'de toplumsal barış ve milli birliği sağlamayı amaçladığı ve bu sürecin, yıllardır Türkiye'nin kalkınması ve demokratikleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan terörizme son vermek için gerekli olduğu belirtilmiştir. Artan jeopolitik riskler ve bölgeyi istikrarsızlaştırmaya çalışan küresel güçler döneminde bu girişimin tamamen Türkiye'nin çıkarına olduğu ve komisyonun üstlendiği tarihi çalışmanın farkında olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda, bu bölümde " Türk Modeli " olarak tanımlanan yeni bir barış ve milli birlik modelinin de açıklanacağı belirtilmiştir .

"Komisyon Çalışmaları" başlıklı ilk bölümde, geçmişte terörizm sorununu çözmek için çaba gösteren politikacıların gayretleri övülüyor ve terörizm nedeniyle on binlerce insanını kaybeden Türkiye'nin artık kesin bir sonuca ulaşmak ve sorunu çözmek istediği belirtiliyor. Bu bölümde, sürecin aslında MHP lideri Bahçeli'nin konuşmasıyla değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 25-26 Ağustos 2024 tarihlerinde Ahlat ve Malazgirt'te yaptığı konuşmalarla başladığı vurgulanıyor ve 30 Ağustos 2024 Zafer Günü konuşmasına da değiniliyor. Bu konuşmaların ardından, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin tarihi açıklamasına yer verilerek, iktidar koalisyonu bileşenleri arasında bu konuda görüş ayrılığı olmadığı ifade ediliyor. AK Parti, MHP ve DEM'in yanı sıra CHP'nin de süreci desteklediğine dikkat çekiliyor ve komisyonun, güvenlikten sorumlu devlet elitleriyle uyum içinde hareket ederek Milli Savunma Bakanı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ile görüşmeler yaptığı vurgulanıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında, milletin iradesini temsil eden ve TBMM Başkanı'nın önderliğinde kurulan komisyonun demokratik meşruiyetini gösterdiği ve sürecin demokratik, kapsayıcı ve katılımcı bir yaklaşımla yürütüldüğü vurgulandı. Ayrıca komisyonun " ulusal " ve " özgün " bir bakış açısıyla çalıştığı ve Türk halkının hak ettiği barışı sağlamak için çabaladığı belirtildi.


"Komisyonun Temel Amaçları" başlıklı ikinci bölümde, Komisyonun öncelikli amacının terörizmi tamamen ortadan kaldırmak, sosyal bütünleşmeyi güçlendirmek, milli birliği ve kardeşliği pekiştirmek ve özgürlük, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında ilerleme sağlamak olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca Komisyonun, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu felsefesine, anayasasına, demokratik işleyişine ve üniter devlet yapısına saygı duyduğu ve bunlara bağlı kaldığı belirtilmektedir. Komisyon, çalışmalarıyla " Türk Modeli " olarak adlandırılan yeni bir anlayış yaratmayı hedeflediğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, kamu düzenini korurken, silahlarını bırakan terör örgütü üyelerinin yeniden entegrasyonunu düzenleyen gerekli idari ve hukuki düzenlemelerin belirlenmesi ve uygulanması temel amaç olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda, yüzyıllardır süregelen bu kardeşliğin terörizm süreciyle zarar gördüğü belirtilerek, Türk-Kürt etnik ilişkilerinin geliştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tarihi konuşmasında vurguladığı gibi, Türk-Kürt-Arap kardeşliğinin Türkiye ve bölgenin barışı için gerekli olduğu açıklanmaktadır. Bu sürecin doğrudan Türk milletini ilgilendirdiği ve uzun yıllardır siyaseti güvenlik odaklı, devletçi bir bakış açısıyla yorumlayanların bu sorunu çözemediği belirtildi. Ayrıca, terörizmin kalkınma ve ekonomik refah için önemli bir tehdit oluşturduğu vurgulandı. Hesaplamalar, terörizmin ülkeye yıllık 140 ila 240 milyar dolar arasında zarar verdiğini ortaya koyarken, bu sürecin Türk ekonomisine de olumlu katkı sağlayacağı savunuldu. Son olarak, bu sürecin özellikle gençler için, geleceğe umutla bakmalarına yardımcı olması açısından çok önemli olduğu altı çizildi.

"Türkler ve Kürtler Arasındaki Kardeşlik Hukukunun Tarihsel Kökleri" başlıklı üçüncü bölümde, PKK sorununun sadece bir güvenlik sorunu değil, çok yönlü ve çok katmanlı bir sorun olduğu ilk kez belirtilmektedir. Türk-Kürt kardeşliğinin tarihsel kökenlerine ve Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden günümüze kadar Türk devletlerinin geliştirdiği engin yönetim deneyimine rağmen, terörizm döneminde halklar arasındaki " kardeşlik hukukunun " zayıfladığı ve bu kavramı yeniden canlandırma arzusunun olduğu kaydedilmektedir. Birinin mutluluğunun diğerinin acısı üzerine kurulamayacağı ve toplumun tüm kesimlerinin -Türkler, Kürtler, Araplar, Aleviler ve Sünniler- mutlu olabileceği bir süreç yaratmak için çaba sarf edildiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, Selahaddin Eyyubi, Nur Din Zengi, Sultan Alp Arslan ve Sultan Sencer gibi ortak değerlere ve ortak bir geçmişe dayalı ortak bir gelecek için ortak projeler geliştirme ihtiyacına vurgu yapılmaktadır. Son olarak, bu projelerin uygulanmasının toplumsal barışı tesis edeceği ileri sürülmektedir.

"Komisyon Tarafından Dinlenenler Arasındaki Mutabakat Alanları" başlıklı dördüncü bölümde, komisyonda yapılan konuşma ve görüşmelerin metinlerinin içerik analizine dayalı araştırmanın, " kardeşlik hukuku " anlayışı doğrultusunda, farklı kesimlerin ve temsilcilerinin bu sorunu çözme konusundaki güçlü iradesini ortaya koyduğu vurgulanmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında, " kardeşlik hukuku " sadece soyut ve duygusal bir kavram olarak değil, " Türk Modeli " için kavramsal bir kaynak ve güçlü bir temel olarak sunulmaktadır . Bu bağlamda, bu konuda güçlü bir toplumsal konsensus olduğu ve sürecin sadece terör örgütünün ortadan kaldırılmasına değil, bütüncül bir yaklaşımla " Türk Modeli " oluşturma girişimine dayandığı da belirtilmektedir . Buna göre, hukuki ve idari düzenlemeler ve demokratikleşme gibi konuların da ele alındığı ve meselenin öneminin vurgulandığı kaydedilmektedir.


Raporun "PKK'nın Dağıtılması ve Silahsızlandırılması" başlıklı beşinci bölümü, bu sürecin güvenlik güçlerinin bulgularına dayanarak ciddiyetle yürütüleceğini vurgulayarak başlıyor ve ardından gerekli idari ve hukuki düzenlemelerle devam edeceğini açıklıyor. Rapor, silahsız hale gelen eski teröristlerin topluma yeniden entegrasyonunun önemini vurgulayarak, eğitim, istihdam, psikolojik destek, kalkınma programları ve sivil toplumla işbirliğinin önemini belirtiyor. Bu bağlamda rapor, yaklaşımını " Kürtün şerefini ve Türkün gururunu korumak " sloganıyla açıklıyor.

"Sürece İlişkin Hukuki Düzenlemelere Dair Öneriler" başlıklı altıncı bölümde, raporun yasama süreçlerine rehberlik edecek temel ilkeleri özetlenmiştir. Rapora göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) gücü, deneyimi ve temsili yapısı, provokasyonlara karşı en güçlü kalkanı oluşturmaktadır. İçeriden ve dışarıdan gelebilecek hamlelere karşı koymada en önemli unsur, Türkiye'nin çoğulcu demokratik yapısıdır. Bu bağlamda, çalışmalara sadece siyasi unsurlar değil, farklı sosyal gruplar ve yapılar da dahil edilmiştir. Komisyonun önemli görevi, örgütün silahsızlanma sürecinden kaynaklanacak durumu yönetmek için yasal çerçeveyi belirlemektir. Bu bağlamda, Komisyondaki siyasi partilerin değerlendirmeleri sonucunda, aşağıdaki başlıklar altında çalışmalar yapılması ve düzenlemeler yapılması olasılığı ortaya çıkmıştır:

1. Kritik Eşik: Örgütün Silahsızlandırılması: Sürecin en kritik eşiği, devlet güvenlik birimleri tarafından PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silahlarını bıraktığının ve dağıldığının belirlenmesi ve teyit edilmesidir. Kimlik tespiti ve doğrulama sürecinin başarılı bir şekilde tamamlanması, silahlı örgüt tehdidinin sona ermesini işaret etmekle kalmayacak, aynı zamanda yeni durumun gerektirdiği yasal ve politika çerçevesinin uygulanması için de bir başlangıç ​​noktası olacaktır. Kimlik tespiti ve doğrulama mekanizması, objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir kriterlere uygun olarak ve ilgili devlet kurumlarıyla koordineli bir şekilde çalışmalıdır. Komisyonun tüm unsurları arasında, örgütün tamamen dağılması ve silahların teslim edilmesi ve terk edilmesi sürecinde yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği konusunda genel bir görüş birliği bulunmaktadır.

2. Sosyal Entegrasyonu Güçlendirmek İçin Yasal Düzenlemeler: Sosyal entegrasyonun güçlendirilmesini sağlamak için, silahsızlanma süreci ve sonrasını yönetmek üzere ayrı, bağımsız ve geçici bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Silahsızlanma süreciyle birlikte ele alınacak bağımsız yasanın, silahsızlanma sürecinin sonuçlarını tamamen ortadan kaldıracak ve demokratik siyasetin zeminini güçlendirecek kadar kapsamlı olması önerilmektedir. Yasa; silah ve şiddeti reddeden bireyleri topluma yeniden entegre etmeyi, silah ve şiddeti kalıcı olarak sona erdirmeyi ve konuyu tamamen yasal ve siyasi bir düzeye taşımayı amaçlamalıdır. Bu bağlamda, yasa sadece silahlarını bıraktıktan sonra örgüt üyelerinin yasal statüsünü belirlemeye ve tanımlamaya odaklanmamalıdır. Yasa aynı zamanda bu bireylerin topluma adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde entegre edilmesini de hedeflemelidir. Yasa, kamu vicdanını ve sosyal hassasiyetleri dikkate almalı ve kapsamı açık, kapsamlı ve anlaşılabilir olmalı, geniş yorumlara açık olmamalıdır.

3. Örgüt Üyelerinin Durumu:  Yukarıda belirtilen bağımsız ve geçici yasanın yanı sıra, bu kişilerin durumunu ele almak için ceza ve hukuktan hükümler kullanılarak bir düzenleme hazırlanabileceği ve haklarında yasal işlem başlatılması gerektiği düşünülmektedir. Yasal düzenlemeler toplumda cezasızlık veya af algısı yaratmamalıdır.

4. Sosyal Entegrasyon: Devam eden sürecin amacı, örgüt üyelerinin silahlarını bırakarak toplumsal düzene uyum sağlamalarını sağlayacak bir dönüşüm geçirmeleridir. Bu nedenle, süreç, bireylerin kamu düzenine uyum sağlamalarına ve topluma entegre olmalarına yardımcı olacak hazırlık çalışmalarını, yaşamlarını sürdürmelerini sağlayacak önlemleri de içermelidir. Sosyal entegrasyon sürecinin sağlıklı ilerlemesi, toplumun tüm kesimlerinde adalet ve eşitlik duygusuna dayalı, her bireyin eşit fırsatlarla ortak geleceğe dahil edilmesini temel alan kapsayıcı bir anlayış ve politikaların formüle edilmesini gerektirir. Ekonomik ve sosyal fırsatların iyileştirilmesi, toplumun uyum kapasitesini artırmak için öncelik olmalıdır. Bu bağlamda, bölgede bugüne kadar yapılan yatırımların yanı sıra ekonomik ve sosyal programların geliştirilmeye, genişletilmeye ve zenginleştirilmeye devam etmesi beklenmektedir.

5. İzleme ve Raporlama Mekanizması:  Kanun, yürütme organı içinde, örgüt üyelerinin tabi olduğu süreci izlemek ve raporlamak üzere bir mekanizma oluşturulmasını gerektirmektedir. Bu mekanizmanın belirlenmesi ve doğrulanması yoluyla, uygulamaların etkinliği ve hedeflere ulaşma düzeyi izlenecektir. Böylece, sürecin düzgün ilerleyip ilerlemediği gözlemlenecek ve gerekli önlemler gecikmeden alınabilecektir. Bu bağlamda, kamuoyu da her aşamada bilgilendirilecektir. Yürütme organına kanunla tanımlanan yetki alanı dahilinde, sürecin etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak için kamu kurumları ve örgütleri arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Bu, yetki karışıklığını önlemek ve idari uygulamada yeknesaklığı sağlamak için, sürecin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların ikincil düzenlemelerle somutlaştırılması için gerekli görülmektedir. Yürütme organının bu konuda hazırladığı raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunması gerekli görülmektedir.

6. Sürece Dahil Olanlara Hukuki Koruma Sağlanması: Ulusal Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantılarına katılan ve görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyonun çalışmalarında yer alanlar ve Komisyon yetkilileri de dahil olmak üzere, devam eden sürece dahil olanların faaliyetleri için hukuki koruma sağlanması önerilmektedir.

Yedinci ve son bölüm olan "Demokratikleşmeye İlişkin Öneriler" başlıklı bölüm, demokratikleşmeyle ilgili öneriler sunmaktadır. Terörizm ve şiddetin demokrasi için en ciddi sorunlar olduğunu ve bu sürecin toplumsal uyumu güçlendireceğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, toplumsal uyumu güçlendirmenin, bireyleri tek tip düşünce ve kimlikler etrafında şekillendirmek anlamına gelmediği özellikle belirtilmektedir. Toplumsal uyumun, farklı görüşlerin ortak demokratik değerler temelinde bir arada var olmasına izin veren, çoğulculuğu koruyan ve siyasi rekabeti sürdüren bir yapıda güçlendirileceği savunulmaktadır. Bu bağlamda, farklılıklar çatışma kaynağı değil, zenginlik kaynağı olarak görülmektedir. Bu bağlamda yapılan öneriler şunlardır:

1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi Kararları: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar ve diğer kurum ve kişiler için bağlayıcı olduğu konusunda şüphe yoktur. Ayrıca, Türkiye'nin zorunlu yargı yetkisini kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanma oranı yaklaşık %90'dır. Avrupa Konseyi üye devletlerinin uygulanma oranı ise yaklaşık %80'dir. Bu yüksek orana rağmen, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına tam uyumun, Türkiye Cumhuriyeti'nde hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesinde önemi açıktır. Bu nedenle, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına tam uyumu sağlamak için mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli ve yeni, etkili mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idari işlemlerden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.

2. Yargılama ve İnfaza İlişkin Düzenlemeler:

• Hükümlerin infazına ilişkin mevzuatın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye Anayasa Mahkemesi içtihatları ile taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilmesi ve infazda adaleti önceliklendiren bir temelde yeniden değerlendirilmesi tavsiye edilmektedir.

• Özellikle, şartlı tahliye koşulları ve ceza süreleri de dahil olmak üzere mahkumların infaz süreçleri, ceza hukukunun evrensel ilkeleri çerçevesinde daha adil, eşitlikçi ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.

• Hasta ve yaşlı tutuklular ve hükümlüler için yaşam hakkının diğer tüm haklardan öncelikli olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak, ceza erteleme uygulamasının değerlendirilmesi gerekmektedir.

• Cezaevi idaresinin ve gözlem kurullarının yapısı ve karar alma süreçleri gözden geçirilerek uygulamadaki eksiklikler tespit edilmelidir.

• Evrensel hukuk ilkeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Türkiye Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına uygun olarak, tüm yargı süreçlerinde tutuksuz yargılama esas alınmalıdır. Tutuklamanın istisnai bir durum olduğu ilkesine uygun olarak mevzuat gözden geçirilmeli, ancak kanunda öngörülen tutuklama şartlarına da uyulmalıdır.

3. Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesine İlişkin Düzenlemeler:

• Mevzuat, temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz olarak kullanılmasının önündeki engelleri kaldırmak amacıyla gözden geçirilmelidir; zira bu hak ve özgürlükler doğuştan gelen, dokunulmaz ve devredilemez nitelikte olup insan onurunun vazgeçilmez bir parçasıdır.

• Toplantı ve Gösteri Kanunu'nun, hakkın özünü korurken hak ve özgürlükleri genişletecek şekilde revize edilmesi önerilmektedir.

• Etkinliğini artırmak için Türk İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu yeniden yapılandırılmalıdır.

• Şiddet içermeyen hiçbir eylem terör suçu olarak sınıflandırılmamalı ve ifade özgürlüğü kapsamına giren eylemler terör suçu olarak değerlendirilmemelidir.

• Bu bağlamda, hukuki güvenlik ilkesi çerçevesinde ifade özgürlüğünü güçlendirmek amacıyla Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın revize edilmesi önerilmektedir.

• Şiddete teşvik, nefret söylemi ve terörist propaganda ile etkili bir şekilde mücadele edilirken, basın ve yayıncılıkla ilgili yasalar gözden geçirilerek, yasal sınırlar dahilindeki tüm eleştirilerin, itirazların ve taleplerin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak korunması sağlanmalıdır.

• İletişim sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan görüş beyanları suç teşkil etmez. Uygulamada basın özgürlüğünü kısıtlayan sonuçlara yol açan yasalar, hukuki kesinlik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde gözden geçirilmelidir.

• Şeffaflık, demokratik katılım, parti içi demokrasi, çoğulculuk ve temsilde adalet ilkeleri doğrultusunda; Anayasanın 79. maddesi uyarınca, genel yargı süreçlerini ve seçim adaletini kesinlik ve hukuka uygunluk ilkeleri doğrultusunda düzenlemek amacıyla, siyasi partiler arasında mutabakat sağlanarak yeni bir Siyasi Partiler Kanunu ve yeni seçim kanunlarının hazırlanması önerilmektedir.

• Demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin kurumsal kimlikleri korunmalı ve eksiklikleri ile hatalı uygulamaları gözden geçirilmelidir.

• Siyasi Etik Kanunu hazırlanması önerilmektedir.

4. Yerel Yönetimler:

• Demokratik siyasetin temellerini güçlendirmek amacıyla, idari sistemi “ daha ​​demokratik ve daha yüksek yasal standartlara sahip ” bir şekilde organize etmek mümkündür .

• Anayasadan kaynaklanan idari denetim yetkisinin demokratik bir toplumun gereklerine uygun şekilde kullanılmasını sağlamak ve belediye başkanının kanunda belirtilen nedenlerle görevden alınması durumunda seçimlerin yalnızca belediye meclisi tarafından yapılmasını temin etmek amacıyla mevzuatta değişiklik yapılması önerilmektedir.

Raporun "Sonuç" bölümü, Komisyonun çalışmalarını bir kez daha özetleyerek, raporun Türkiye'nin barış ve kalkınmasına katkıda bulunmayı amaçladığını vurgulamaktadır.

Çözüm

Sonuç olarak, bu rapor Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki siyasi partiler tarafından hazırlanan iyi niyetli bir siyasi belge olarak tarihe geçmiştir. Rapora önemli ölçüde emek verildiği ve bazı somut önerilerin belirlendiği vurgulanmalıdır. Bunlar, rapora katkıda bulunan siyasi partilerin üzerinde anlaştığı konular olarak dikkatlice incelenmeli ve uzman akademisyenler tarafından daha ayrıntılı olarak ele alınmalıdır. Dileğimiz, bu sürecin başarıyla tamamlanması ve Türkiye'nin tüm Müslüman toplumlar için örnek bir demokrasi olarak hizmet eden daha barışçıl ve müreffeh bir ülke haline gelmesidir.

Yorum KURALLARI: Hakaret içerici ve kanuni olarak suç teşkil edecek paylaşımlarda bulunmak yasaktır. Sorumluluk tamamen siz ziyaretçilere aittir.

Daha yeni Daha eski

Reklam1

Reklam2

نموذج الاتصال