Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan üçlü savunma anlaşmasına ilişkin Ankara'dan gelen ilk değerlendirmeler, bu hamlenin Türkiye'nin NATO üyeliğine herhangi bir alternatif teşkil etmediğine işaret ediyor.
Türk yetkililer, anlaşmanın Pakistan'ın Hindistan ve Suudi Arabistan'ın İran destekli Husilerle yaşadığı çatışmalara dahil olmayacağını belirtti ve bunun Türk askerinin bölgesel krizlere çekilmesi anlamına gelmediğinin altını çizdi.
Türkiye, anlaşmanın herhangi bir üçüncü tarafı hedef almadığını ve özellikle İsrail'in hedef olarak görülmediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan anlaşmayı değerlendirirken, bu anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığını ve bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını sağlamayı amaçlayan dost ülkelerin katılımına açık olduğunu ifade etti.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki "Mekke Ortak Savunma Anlaşması", Ankara'nın uzun süredir üzerinde durduğu "bölgesel sahiplenme" ilkesinin somut bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Ankara'nın yaptığı açıklamalar, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın ikili iş birliğini üçlü bir savunma anlaşmasına dönüştürdüğünü gösteriyor.
Buna ek olarak, Mısır da son dönemdeki toplantılara katıldı ancak bu süreçte Kahire yönetimi anlaşmaya dahil olmadı. Anlaşma, diğer bölge ülkelerinin de katılımına açık durumda.
Kahire'de Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan dışişleri bakanları bir araya geldi. Türkiye ile Suudi Arabistan arasında vize muafiyeti anlaşması imzalandı.
Anlaşmanın kolektif caydırıcılığı artırma hedeflerinden biri ise, bu üç devletten herhangi birine yönelik bir silahlı saldırının hepsini hedef almış sayılması olarak öne çıkıyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalanan ortak savunma anlaşması, bölgesel güvenlik yapısında yepyeni bir dönemin başladığına işaret ediyor. Bu anlaşma, "Mekke İttifakı" ya da "Mekke Paktı" adıyla gündemde yerini alırken, yalnızca on gün gibi kısa bir sürede bölge güvenliği hakkında yoğun tartışmalara neden olmuş durumda. ABD Başkanı Donald Trump'ın bu anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını belirtmesiyle, ABD'nin bölgedeki rolü ve bu anlaşmaya yaklaşımı da geniş çapta değerlendiriliyor.
Anlaşmanın en dikkat çekici noktasını, üç ülkeden birine yapılacak herhangi bir saldırının tüm ülkelere yapılmış sayılacağı hükmü oluşturuyor. Bu özellikle, NATO’nun ünlü 5. maddesine benzer şekilde kolektif savunma ilkesinin altını çiziyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan yaptığı açıklamada, bu anlaşmanın müzakerelerinin yaklaşık üç yıl sürdüğünü belirtti. Ancak anlaşmanın hukuki yapısından, ortak savunma maddesinin nasıl işletileceğine ve potansiyel yeni üyelerin kim olacağına kadar birçok konu hâlâ açıklık bekliyor. Ayrıca Pakistan'ın nükleer caydırıcılığının ne şekilde bu yeni süreçte yer alacağı da merak edilen konular arasında bulunuyor.
Bu süreçteki bir diğer kritik mesele ise bölgede İran ile gerilim yaşayan ABD'nin bu anlaşmaya ne gözle baktığıydı. Trump'ın verdiği olumlu mesaj, Washington'un anlaşmaya yönelik genel tutumunu yansıtırken, bu durumun bölgesel dengeler üzerindeki uzun vadeli etkileri hâlâ tartışılıyor.
ABD’nin bu anlaşmanın karşısında bir alternatif mi yoksa tamamlayıcı bir unsur mu olduğu sorgulanırken, Başkan Trump Truth Social platformunda paylaştığı bir mesajda Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın uzun süredir üzerinde çalıştıkları Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladıklarını görmekten mutluluk duyduğunu ifade etti. Aynı dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Trump arasındaki telefon görüşmesinde de Mekke İttifakı konusu gündeme getirilerek, Erdoğan üçlü anlaşmayla bölgede istikrar ve güvenliğin sağlanması adına güçlü bir duruş sergilendiğini belirtti.
Dış politika analisti Soli Özel, Deutsche Welle Türkçe’ye verdiği demeçte, ABD'nin rahatsızlık duyacağı bir unsur olmadığını belirtirken, Körfez ülkeleri arasında ABD'ye bağımlı olmayacak yeni bir güvenlik düzeni arayışının güçlendiğini vurguluyor. Özel'e göre Mekke İttifakı da bu yeni arayışın bir parçası. Özellikle ABD ve İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü mücadele, bölgedeki güvenlik hesaplarını yeniden şekillendiriyor ve ABD'ye duyulan güvenin sorgulanmasına neden oluyor.
Özel, Trump’ın sözlerinin derin anlamı üzerinde düşünülmesi gerektiğini, aslında tüm bu adımların İran'ın bölgedeki etkisini dengeleme ve çevreleme stratejisinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu bağlamda, Mekke Anlaşması'nı ABD'nin yerine geçecek bir sistemden ziyade, onun bölgesel güvenlik ağına eklenen yeni bir katman olarak okumayı öneriyor.
Mekke İttifakı'nın duyurulmasının ardından İsrail'e karşı yeni bir güvenlik ekseni kurulması hedefleniyor gibi yorumlar yapılsa da Soli Özel, asıl hedefin İsrail değil İran olduğunu söylüyor. Zira Körfez ülkeleri, bölgede ABD'ye bütünüyle bağlı kalmayacak bir güvenlik düzeni oluşturma çabası içinde ve Mekke Anlaşması, bu yeni düzenin tek adımı değil. Hindistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin yakınlaşması ve Kıbrıs ile Yunanistan'a uzanan diğer ilişkiler de bu yeni güvenlik mimarisinin parçaları olarak değerlendiriliyor. Üç ülkenin de İran çevresinde konumlandığını belirten Özel, bunun doğrudan askeri müdahale anlamına gelmediğini vurguluyor. Türkiye veya Pakistan’ın İran’a savaş açmak isteyeceğine ihtimal vermeyen Özel, daha çok İran’a sınırlarını bilmesi gerektiği mesajının verilmek istendiğini dile getiriyor.
Anlaşmanın hukuki niteliği hakkında birçok belirsizlik söz konusu. Özellikle liderler tarafından imzalanan metnin ne anlama geldiği ve bunun taraflar arasında karşılıklı savunma yükümlülükleri doğuran bir uluslararası anlaşma olup olmadığı net değil. Yeni Parti Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, yaptığı açıklamada, eğer böyle bir anlaşma varsa, kapsamı ve tarafların sorumlulukları gibi detayların açıkça belirtilmesi gerektiğini vurguladı. Tan ayrıca, düzenlemenin TBMM'ye sunulup sunulmayacağı ve ne zaman parlamenter denetime açılacağı konusunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti.
Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi, mevcut bir anlaşma metninin olmadığını ifade etti. Alman Politika ve Bilim Vakfı araştırmacısı Nebahat Tanrıverdi Yaşar, bu açıklamalar ışığında, tam bir savunma paktı metninin gerçekten var olup olmadığını sorgulamak gerektiğine dikkat çekti. Mevcut durumda uzlaşıya varılmış bir anlaşmanın olmadığı, görüşmelerin devam ettiği olasılığı üzerinde duruluyor.
Ortak savunma yükümlülüklerinin nasıl uygulanacağı da hala belirsizlik taşıyor. Bu yükümlülüğü uygulanabilir kılacak hukuki ve kurumsal çerçevenin detayları henüz belli değil. Bir saldırı gerçekleştiğinde diğer ülkelerin yükümlülüğünün ne olacağı sorusu da netlik kazanmamış durumda.
Soli Özel, NATO’nun 5. maddesi ile karşılaştırıldığında Mekke Paktı'nın somut yükümlülüklerinin henüz açıklanmadığını belirtti. Özellikle Yemen’deki Husi saldırılarının ardından Türkiye ve Pakistan'ın nasıl bir yanıt vereceği konusunun belirsizliği süregelen tartışmalar arasında.
Son olarak, anlaşmanın detaylarının açıklanmaması ya da pek çok unsurun hala tartışılması konusunda bazı yorumcular bu durumu bilinçli bir tercih olarak değerlendiriyorlar. Tanrıverdi, sadece günler sonrasında NATO düzeyinde bir sistem beklemenin gerçekçi olmayacağına değinerek esas odaklanılması gerekenin teknik altyapının inşası olup olmadığını vurguladı. Ortak eğitim ve savunma gibi çalışmaların başladığı belirtilse de hangi ek anlaşmalarla düzenleneceği ve bağlayıcılığı hala bilinmiyor.