Bugün dikkatimi çeken bir makaleyle karşılaştım ve Türkçe'ye çevirip yayınlamaya karar verdim. Konu Türkiyemspor. Hani şu menajerlik serilerinde dikkat çeken takım. Aslında köklü bir takımmış. Ben de makaleyi okurken öğrendim. Daha fazlası ise aşağıda:1978 yılında İzmirspor olarak kurulan kulüp, adını daha sonra 1987 yılında Türkiyemspor olarak değiştirdi. Kulüp çok hızlı bir şekilde Landesliga'ya (daha sonra 4. lig olacak olacak) yükseldi. O zamanlar çoğunlukla 1000 kişilik önemli bir taraftara karşı oynarlardı. 1987-88 sezonunda, Oberliga'ya yükseldikleri sene Hertha Berlin'le oynamışlar ve 11.949 kişi (ya da daha fazla kişi-bir şekilde biletsiz stada girmeyi başardılar) bu derbiyi izlemişti.
Harald Aumeier bu altın çağ sırasında Türkiyemspor taraftarıydı. "Bir yıl boyunca Berlin'in en iyisi bizdik. Hertha bizim lige düştü ve o sezon Hertha'dan daha fazla taraftara sahiptik" diyor. Hertha Berlin'in, tıklım tıklım olan statta 2-0 kazanmış olması, Aumeier için çok önemli değildi. Sahada olanlar onu ilgilendirmiyordu.
Ona ve Türk göçmenlere göre, Türkiyemspor bir sembol, bir birleşme noktasıydı. Şehrin en büyük takımından daha fazla taraftarının olması, Berlin'deki diğer göçmen topluluklarına atılmış bir tokattı. Aumier, "Sadece siyah saçlı ve farklı göründüğünüz için sürekli ırkçı şeyler duyuyorsunuz. Bunları duydukça diğerleriyle eşit olmadığınızı düşünüyorsunuz. Ancak Türkiyemspor, sahada eşit şartlarda ve eşit durumlarda oynadığımızda kazanabileceğimizi gösterdi. Ve bizler de sürekli kaybeden takıma kazanma duyguları veriyorduk" diyor.
Hertha Berlin maçı öncesi (home.arcor.de)
"Bence, yerleşmiş bir ırkçılık var. Daha fazlası veya azı değil. Lobimiz, içeride adamımız yok. Alman yetkililerin bize bu şekilde bakmaları oldukça sinir bozucu" diyor Aumeier.
Diğer taraftan, Kreuzberg Belediye Başkan Yardımcısı Dr Peter Beckers, Kreuzberg'de kulübün ihtiyaçlarını gidermek için nasıl çabaladıklarını açıklıyor: "Türkiyemspor için ciddi paralar harcadık. Bezirk'te (bir ilçe) başka hiçbir takımda böylesi yatırım yok".
"Bir takım, istediklerini elde edemediği zaman, hep ayrımcılık hisseder" şeklinde devam ediyor başkan yardımcısı. "Bu alışıldık bir durum ve işimizin bir parçası. Ancak alışık olunmadık şey, Türkiyemspor gibi bir takım için, komşu ilçeden, her yıl 80 bin avro ödediğimiz bir saha kiraladık. Diğer takımlar da, "Neden Türkiyemspor? Niye böyle bir muamele yapıyorsunuz" şeklinde sorular soruyorlar" şeklinde durumu anlatıyor.
Cumali Kangal, çok kültürlü spor organizasyonlarını desteklemek için oluşturulan Türk Spor Toplum Merkezi'nin eski başkanıdır. Merkezin başkanıyken Türkiyemspor'a her türlü desteği verdiklerini ifade eden Kangal, sorunun Kreuzberg'den kaynaklandığını ve bölgenin her futbol kulübünün ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirtti. "Merkezin fazla seçeneği yok. Yeterli saha mevcut değil ve para da yok gibi gözüküyor" dedi.
Türkiyemspor'un ihtiyaçları için elinden geleni yaptığı gözüken Dr. Beckers, yerel toplulukların Alman olmayan bölgelerindeki aidiyet duygusunun tam olarak farkında değil gibi duruyor. Hatta yabancı isme sahip her kulübün aynı olmadığının da farkında değil. Türkiyemspor'un, Kreuzberg'deki önemi sorulduğunda, "Türk isimli birçok kulübümüz var" diyor.
Böyle bir görüş, 70'li ve 80'li yıllarda kurulan göçmen kulüplerinin arkasındaki nedenler konusunda bilinç eksikliğini de gösteriyor. Aslen İzmir'den göçenlerin kurmuş oldukları Türkiyemspor, sadece o şehir için kurulmuş olduğu halde, insanların nereli olduğuna bakılmaksızın katılabilecekleri bir kulüp olmuştur (Ancak incelersek, Türkiyem'in aslında "benim Türkiye'm" anlamını taşıdığı görülür). Hilalspor gibi, Müsmanlar'ı temsil eden pek çok siyasi ve azınlıkların kurduğu kulüpler de mevcut
Doksanlı yıllarda Türkiyemspor'un bu uluslararası görünüşü, Almanya Futbol Federasyonu'nun "her takımda en fazla üç Alman olmayan oynatılabilir" kuralıyla değişmek zorunda kalmıştır. Değişimden sonra, Alman olmayan futbolcular Alman olmayı düşündüler. Kurallara göre 5 sene Almanya'da oynayanlar bu hakkı elde edebiliyordu. En azından o üç kişi de genç takımdan oynatılırdı. AB'nin işçilerin serbest dolaşımına izin veren kanunundan sonra, Almanya'daki Alman olmayan futbolcular için inanılmaz bir değişim gerçekleşti. Bu değişimle birlikte, Türkiye doğumlu olan Mustafa Doğan 1999 yılında Alman Milli Takımı'na seçilecekti.
Aumeier, "Türkiyemspor, genç insanlara buraya gelinebileceğini ve kimsenin "pis Türk, kötü Afgan" ve benzeri şeyleri söyleyemeyeceğini gösterdi. Burada sadece Türkiyemspor var. Başka kimse yok. Herkese kapısı açık" diyor.
Türkiyemspor, hazırlık maçında Galatasaray'a 2-1 yenilmişti.
Aumeier, Kangal ve Beckers'ın mutabık olduğu şey, Türkiyemspor'un acemice yönetildiği için batma noktasına geldiği ve bu durumu tersine çevirmek için yapılacak çok şeyin olduğudur. İlk 10 yıl için, kulüp yöneticilerinin, kulübü ne kadar büyük bir hale getirdiği ve potansiyeli olduğunu göstermesi bir mazeret olabilir. Ancak bu acemice yönetimin getirmiş olduğu bozulma, zafer dolu 20 yıl sonrasında Türkiyemspor'un çok sayıdaki başkanlarını ve yöneticilerini lanetleyerek suçlar.
Aumeier, her zamanki gibi, sözünü sakınmadan, "Bize sürdürülebilir bir yönetim gerekiyor" diyor. "Sürdürülebilirlik ve uzun vadeli planlama. Bizim derdimiz hiçbir yapıya sahip olmamaktır. Tamam. Yapısız da yaşayabiliriz Biraz anarşi olmasının zararı dokunmaz. Ancak her sene yönetimimiz değişiyor. Bazen yılda iki veya üç kere" şeklinde durumu ifade ediyor.
Aumeier ayrıca, yeni başkanların eskisiyle konuşmadığını, her seçim döneminde eski evrakların kaybolduğunu, böylece kulübün tüm işlere en baştan başladığını ve taraftarla, diğer takımlarla ve sponsorlarla yeniden ilişkiye girmek zorunda kaldığını açıklıyor. "Hiç kimse kulübü bu şekilde uzun soluklu yönetemez" diye de kızıyor.
Bu sabit sorunlar, taraftar sayısının da yıldan yıla azalmasına neden oluyor. Taraftarların kulüp için değerli olmadıklarını düşünmeleri, bir kulübün taraftar kaybetmesindeki en büyük sebeplerdendir. Bununla beraber, 80'li yılların sonunda taraftarların hepsinin Türkiyemspor'un nasıl olması gerektiği, hangi oyuncuların transfer edilmesi gerektiği, kimin başkan olması gerektiği gibi konularda fikirleri vardı.
Türkiyemspor için gelecekte ne var? Genç ve kadın takımlarının mükemmel performansı gösteriyor ki, Türkiyemspor ölmeyecektir. Erkek takımının saha içindeki başarılı olmasıyla birlikte yapısal değişikliklerin gerçekleşmesi şart. Burada önemli iki kelime; profesyonellik ve sürdürülebilirlik. Bahis şirketi Betfair'ın sponsorluğu çok doğru bir hamle. Ancak Berlin Futbol Federasyonu bahis şirketinin görünmesine izin vermiyor. Fakat Türkiyemspor buna çok ilginç bir çözüm buldu. Betfair'ın "t" sini kapatarak, "Be fair" (Adil olun) şekline dönüştürdü. Son derece Türk işi bir çözüm yolu.
St Pauli ve 1.FC Union, kulübün değerlerine sadık kalarak başarılı iş yapılabilineceğini göstermişlerdir. Bu kulüplerin finansal durumları oldukça iyi ve taraftarlar kendilerini kulübe aitmiş gibi hissediyorlar. Özellikle şirketleşme, profesyonellik, finansal liderlikle harmanlanmış bir sadakatin fiyatı olamaz.
Türkiyemspor, St Pauli ve ve Union gibi stadyumunu kolayca doldurmaktan çok uzakta, ama taraftarları var. Sadece hareketsiz, sahalara yabancılaşmış ve iletişim kopukluğundan dolayı yapısı belli olmayan, keyfi bir kulüpten uzaklaşmışlık var.
Yardımı olur mu bilmem ama Türkiyemspor'u izlerken açık bir ironi de göze çarpıyor. Oyuncular Almanca, Türkçe, Arapça konuşuyorlar ve hiçbir başarı elde edilememiştir. Birliktelik, planlı hareket etme ve iletişim oyuncuların birlikte hedeflerine varmaları için çok önemli. Sadece yönetim seviyesinde bu değişiklikler uygulanırsa, Türkiyemspor dikkat çekici bir güç olacaktır.



