Daha fazla hava durumu tahmini: İstanbul da 15 günlük hava durumu

İran savaşı gıda fiyatlarını nasıl etkiler? Gübre kıtlığının sonuçları ne olur?

İran'daki savaş, enerji ve gübre maliyetlerinde önemli bir artışa neden olarak gıda enflasyonunun yeniden yükselme endişelerini artırıyor. Bu durumun yükünün özellikle yoksul ve ithalata bağımlı ülkelerde hissedilmesi bekleniyor.

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak saldırıları devam ederken, dünya Hürmüz Boğazı'ndaki askıya alınmış gemi trafiğine odaklanmış durumda. Normal şartlarda Körfez ülkelerinden dünya geneline yapılan ham petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatının yaklaşık yüzde 20’si, İran ile Umman arasındaki bu dar koridordan geçiyor.

Bu güzergâhlarda durma noktasına gelen trafik, başka bir hayati yükü de etkiliyor: dünyayı besleyen gübreler ve Körfez ülkelerinin gıda ithalatı. Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan gibi ülkeler büyük ölçüde ithal gıda ürünlerine bağımlı. Deniz taşımacılığına ilişkin istihbarat sağlayan Signal Group’un verilerine göre, bu ülkeler; amonyak, fosfat ve kükürt gibi temel gübrelerin küresel ticaret hacminin yüzde 20’sini oluşturuyor.

Bloomberg Intelligence’ın analizine göre, dünya genelinde en yaygın kullanılan azotlu gübre türü olan ürenin neredeyse %50’si Körfez bölgelerinden sağlanıyor. Katar ise tek başına küresel arzın %10’luk kısmını karşılamakta. Ancak geçtiğimiz hafta, İran’ın karşı misillemede bulunarak dünyanın önde gelen LNG ve gübre merkezlerinden biri olan Ras Laffan’a yönelik saldırılar düzenlemesinin ardından QatarEnergy üretim faaliyetlerini askıya aldı. Bu durum, yüz binlerce ton kritik gübre hammaddesinin ve girdi maddesinin piyasalardan çekilmesine yol açtı.

Hürmüz Boğazı’nın kapalı olma süresi uzadıkça maliyet artıyor  
İran savaşının sebep olduğu domino etkisi, son altı yıl içerisinde küresel gıda arz güvenliğine yönelik karşılaşılan üçüncü büyük kriz olabilir. Daha önce Covid-19 pandemisi ve 2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşı sırasında benzer senaryolar ortaya çıkmıştı.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre, her yıl Hürmüz Boğazı üzerinden yaklaşık 1 milyon 33 bin ton gübre sevk ediliyor. Boğazın kapalı kalması; özellikle mısır, buğday ve pirinç gibi yoğun azot gübresi gerektiren ürünlerde gübre kıtlığı ve üretim kaybına neden olabilir.

Washington merkezli Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Joseph Glauber, yükselen fiyatların çiftçilerin ekeceği ürün tercihleri üzerinde etkili olabileceğini vurguluyor. Glauber’e göre çiftçiler, yüksek maliyetlerden kaçınmak adına daha az gübre isteyen ürünlere yönelmeyi tercih edebilir. Ancak bu, özellikle yoksul ülkelerde üretim miktarını düşürerek ekonomik ve sosyal sorunları derinleştirebilir.

Kıtlık tehdidinin politik boyutu
ABD Başkanı Donald Trump’ın savaş hakkında tutarsız açıklamaları ve Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nda üç gemiye ateş açtığını iddia eden haberler, İran’ın bu boğazı kapalı tutma konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koyuyor.

Hürmüz krizi uzadıkça gübre sıkıntısının etkileri büyüyebilir  
Uzman görüşlerine göre, Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemi trafiği uzun süre kesintiye uğrarsa küresel çapta gübre tedarik zincirleri de bundan ciddi şekilde zarar görecek. Hollanda bankası ING’nin yayınladığı bir rapor, bu tür bir durumun özellikle Brezilya, Hindistan, Güney Asya ve Avrupa Birliği’nin bazı bölgeleri gibi gübreye yüksek oranda bağımlı olan bölgelerde arz krizine yol açabileceğini belirtiyor.

Öte yandan Rusya, Çin, ABD ve Fas gibi büyük üreticiler ise sınırlı ek kapasitelere sahip olduklarından üretimi hızla artırmakta zorlanabilirler. Çin halihazırda fosfat ve azotlu gübre ihracatına kısıtlamalar uygulasa da mevcut durum Pekin üzerinde bu kısıtlamaları gevşetmesi yönünde baskı yaratabilir.

ABD Tarım Bakanlığı'nın eski baş ekonomisti Glauber, "Azotlu gübrenin, doğal gaz veya kömür bulunan hemen her yerde üretilebileceğini, bu nedenle potas veya fosfat gibi belli maden yataklarına bağımlı olmadığını" ifade ediyor. Ancak asıl problem, doğal gazın yüksek maliyetidir; bu da üretimi ekonomik açıdan zorlaştırabilir.

Gübre konusundaki sıkıntıların ötesinde, petrolün gıda fiyatları üzerindeki belirleyici etkisi önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Tarım makinelerinden, hasadı taşıyan kamyonlara, ürünleri işleyen tesislerden soğutma sistemlerine kadar her şey petrole bağımlıdır. Bu yüzden gıda üretiminin her aşaması artan enerji fiyatlarından etkileniyor.

ABD ve Avrupa'nın yanı sıra, Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı olan Asya ekonomilerinde de, özellikle Çin, Japonya ve Güney Kore'de yakıt fiyatları hızla yükseliyor. Hindistan hükümeti ise tüketicileri ve ticari taşımacılığı artan maliyetlerden korumak için dizel ve benzin fiyatlarını dondurmayı vaat ediyor.

Savaşın en büyük mağdurları yoksul ülkeler olacak gibi görünüyor. İran savaşının küresel etkilerini en fazla yoksul ve ithalata bağımlı ülkelerin hissedeceği tahmin ediliyor.

Hindistan, azotlu gübre ithalatının üçte ikisini Körfez ülkelerinden sağlıyor ve bu durum karşısında en kırılgan ülkelerden biri. Gübrede yaşanacak olası kıtlık, yaklaşan ekim sezonunu riske atabilir ve 1 milyar 45 milyonluk nüfusun temel gıdası olan pirinç, buğday ve diğer ürünlerin üretim maliyetlerini hızla yükseltebilir.

Brezilya ise dünyanın en büyük tarım ihracatçıları arasında yer alıyor ve azot ihtiyacının yaklaşık yüzde 40'ını Körfez ülkelerinden karşılıyor. Tedarikte yaşanacak kalıcı bir aksama, halihazırda sıkışık olan küresel arz döneminde soya ve mısır verimini tehlikeye sokabilir.

Sahra Altı Afrika ise en yüksek risk altında olan bölge konumunda. Bu coğrafyadaki pek çok ülkede gübre kullanımı verimli üretim için gereken seviyenin oldukça altında. Bundan dolayı fiyatlardaki küçük artışlar bile küçük çapta üretim yapan çiftçilerin gübre kullanımını daha da azaltmasına neden olabilir. Bu durum da hasatların düşmesine ve kronik açlığın derinleşmesine yol açabilir.

Bloomberg'e göre, İran içinde de enflasyon savaş öncesinde yüzde 40'ı aşmıştı ve gıda fiyatları daha hızlı bir yükseliştedir. İthalattaki aksaklıklar, artan enerji fiyatları ve ülke içi lojistikteki sorunların gıda enflasyonunu daha da artırarak 92 milyon nüfuslu ülkede yaşamı zorlaştırması bekleniyor.

Körfez ülkeleri de ithal edilen tahıldan ete, süt ürünlerinden bitkisel yağlara kadar gıdanın yüzde 80 ila 90'ını ithal ediyor ve Hürmüz Boğazı'nın akıbetine büyük ölçüde bağımlılar. Boğazın uzun süre kapalı kalması stratejik rezervlerin aylar içinde tükenmesine yol açabilir. Bu durum, gıda karnesi uygulamaları veya Kızıldeniz ya da Umman Körfezi gibi daha pahalı rotalara yönelmeyi zorunlu kılabilir.

Yorum KURALLARI: Hakaret içerici ve kanuni olarak suç teşkil edecek paylaşımlarda bulunmak yasaktır. Sorumluluk tamamen siz ziyaretçilere aittir.

Daha yeni Daha eski

Reklam1

Reklam2

نموذج الاتصال