Daha fazla hava durumu tahmini: İstanbul da 15 günlük hava durumu

Mutlak butlan kararı sonrası kur alarmı

Mutlak butlan kararının ardından döviz piyasaları ve finansal göstergelerde yaşanan hareketlilik, ekonominin çeşitli alanlarında etkisini hissettirdi. Bloomberg'in yatırımcı kaynaklarına dayandırdığı bilgiye göre, Türk Lirası’ndaki hızlı değer kaybına karşı kamu bankaları yaklaşık 6 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirdi. Mahkeme kararının açıklanmasının hemen ardından başlayan bu müdahalenin, piyasadaki oynaklığı azaltma çabası olarak yorumlanıyor. Bloomberg: Türkiye, ABD tahvillerinin neredeyse tamamını sattı

**Döviz satışlarıyla piyasa dengesi sağlanmaya çalışıldı**

Gün içinde gerçekleştirilen döviz satışlarının toplam tutarının yaklaşık 6 milyar dolara ulaştığı belirtilirken, isimlerini gizli tutan yatırımcılar sabah saatlerindeki müdahalenin özellikle agresif olduğunu aktardı. Ancak ilerleyen saatlerde satışların temposunun düşmesi dikkat çekti. Türk Lirası üzerindeki belirsizlik kaynaklı baskıyı kontrol altına alma girişimleri çerçevesinde yapılan bu hareketlerin, döviz piyasasında dalgalanmaları sınırlamayı hedeflediği ifade ediliyor.

Mutlak butlan kararının ardından ekonomi hareketlendi: Kamu bankalarından milyarlarca dolarlık döviz satışı yapıldı

CHP kurultayına ilişkin verilen "mutlak butlan" kararı sonrasında Türk Lirası’nın değer kaybını önlemek amacıyla kamu bankaları, yaklaşık 8-10 milyar dolar tutarında yoğun bir döviz satışı gerçekleştirdi.

Türkiye'deki kamu bankaları, perşembe günü TL'ye destek sağlamak için piyasaya büyük miktarda döviz sürdü. Bloomberg'in haberine göre, bu satışların önemli bir kısmı, CHP liderliğinin mahkeme kararıyla görevden alınmasının hemen ardından devreye girdi.

Gün içinde döviz satışlarında yavaşlama görüldü. Analistler ve yatırımcılar, ilerleyen saatlerde döviz piyasasında satış hızının düştüğünü işaret etti.

Piyasalarda dalgalanmanın arttığı dönemlerde kamu bankalarının, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) adına döviz piyasasına müdahalede bulunduğu biliniyor. 

Son hamle, mart ayında TCMB rezervlerindeki 43,4 milyar dolarlık düşüşten sonra yapılan en büyük müdahalelerden biri olarak değerlendirildi. TCMB, bu işlemlere yönelik yapılan yorum taleplerine ise yanıt vermedi.


**Mutlak butlan sonrası faiz artışı beklentisi**

CHP davasında çıkan "mutlak butlan" kararı, piyasalarca "siyasi risk priminin artışı" olarak değerlendirildi. Mutlak butlan, bir hukuki işlemin başından itibaren geçersiz sayılması anlamına geldiğinden, bu durum piyasalardaki öngörülebilirliği olumsuz etkiledi. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) faiz artışı beklentileri güçlenmeye başladı. Özellikle TCMB'nin politika faizini 300 baz puan artırarak %40’a çekmesi ve fonlama faizini +3 üzerinden yani %43 olarak belirlemesi yönünde tahminler öne çıkıyor.

**Hukuki ve siyasi belirsizliklerin etkisi**

Ekonomik göstergeler açısından mahkeme kararının olası etkileri geniş bir yelpazede ele alınıyor. Bankacılık sektörü, taşıma ve holding gibi yüksek beta hisselere yönelik ilk baskılar gözlemlenirken, yükselen CDS primlerinin bankaların dış borçlanma maliyetlerini artırabileceği, Eurobond fiyatlamasını bozabileceği ve yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarına yönelik öngörülebilirlik endişelerini artıracağı belirtiliyor. Bu süreçte borsa iskonto oranlarının artmasıyla hedef fiyatlarda düşüş yaşanabilir.

**Tahvil ve döviz piyasalarındaki kısa ve uzun vadeli riskler**

Uzun vadeli TL tahvillerde satışların artması ve faiz oranlarında yükselme ihtimali ön görülürken, TCMB'nin alacağı duruş bu süreçte belirleyici olacak. Tahvil faizlerindeki yükselişin özellikle 5 ve 10 yıl vadelerde etkisini daha fazla hissettireceği tahmin ediliyor. Bu durum, bankaların tahvil portföylerini baskı altına alırken şirketlerin finansman maliyetlerini yükseltebilir ve hisse değerlemelerinde düşüşlere yol açabilir.

Döviz tarafında ise ilk etapta sınırlı tepki görülse de uzun süreli belirsizliklerin dolarizasyon talebini artırabileceği endişesi mevcut. Yerli yatırımcıların TL mevduattan dövize veya altına geçiş yapması ve yabancı yatırımcıların TL pozisyonlarını azaltması, kur üzerinde kalıcı baskı oluşturabilir.

**CDS ve Eurobond cephesi**

CDS primlerindeki artışın Türkiye'nin Eurobond fiyatlarını düşüreceği, buna paralel olarak getirilerde yükselmeye yol açacağını öngörülüyor. Bu durumun devam etmesi, şirketlerin çıkardığı Eurobond’ları da olumsuz etkileyebilir ve geniş finansal baskılar doğurabilir.

Genel olarak, mutlak butlan kararının ardından piyasalarda oluşan belirsizlik havası, Türk ekonomisinin pek çok alanında kısa vadeli kırılganlıklara neden olurken, önümüzdeki dönemde alınacak politika adımları bu etkilerin derinliğini belirleyecek kritik bir rol oynayacak gibi görünüyor.

Bloomberg, Türkiye'nin ABD-İsrail ve İran arasında başlayan savaş sonrasında mart ayında elindeki ABD Hazine tahvillerinin büyük bir kısmını sattığını belirtti. Haberde, bu satışların piyasalarda savaş kaynaklı artan dalgalanmalara karşı Türk Lirası'nı desteklemek amacıyla gerçekleştirildiği ifade edildi.

Beril Akman'ın Bloomberg'de yayımladığı habere göre, Türkiye mart ayında sahip olduğu ABD Hazine tahvili varlıklarının neredeyse tamamından çıkarak ciddi bir satış gerçekleştirdi.

ABD Hazine Bakanlığı'nın verilerine bakıldığında, Türkiye'nin ABD tahvilleri 16 milyar dolardan 1,8 milyar dolara kadar gerilediği görülüyor. Bu sürecin, İran savaşının ardından küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmaya karşı Türk Lirası'nın değerini koruma amacıyla yürütüldüğü vurgulandı.

Ek olarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın da ekonomik çalkantılar sırasında döviz ve altın rezervlerini satarak müdahalelerde bulunduğu hatırlatıldı. Ancak bu önlemlere rağmen Türk Lirası üzerindeki değer kaybı baskısı devam ederken, enflasyon yüzde 32,4'e çıktı ve Türkiye'nin tahvil faizleri tarihi zirvelere ulaştı. Aynı dönemde, küresel piyasalarda da tahvil faizlerinde artışlar gözlemlendi.

Döviz piyasasında belirsizlik devam ederse, dolarizasyona olan talebin artması muhtemel. En ciddi risk, yerli yatırımcının TL mevduattan döviz veya altına yönelmesi ve yabancı yatırımcıların TL pozisyonlarını azaltmasıdır. Bu nedenle, fonlama maliyetlerinin ne kadar yükseltileceği kritik öneme sahiptir.

Borsa İstanbul’da, CHP’nin kurultay sürecine ilişkin alınan "mutlak butlan" kararının ardından satış baskısı şiddetlendi. Bu gelişmeyle birlikte, Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 250 baz puana yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) kurultay süreciyle ilgili davada verilen mutlak butlan kararı, piyasalar üzerinde olumsuz bir etki yarattı ve satış baskısını artırdı. Kayıpların yüzde 6'yı aşmasıyla Borsa İstanbul’da devre kesici sistemi devreye girdi. Aynı zamanda, Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi söz konusu kararın ardından yüzde 3,7 oranında artarak 250 baz puana çıktı.

Kredi risk primi (CDS) nedir?

Türkçe'de kredi risk primi veya kredi temerrüt takası olarak bilinen CDS (Credit Default Swap), borç alacaklarına karşı bir tür sigorta poliçesi olarak tanımlanabilir. 

Bir ülkenin hazinesine ya da bir şirketine borç verirken, bu borcun geri ödenmeme riskine karşı alınan koruma aracı CDS olarak adlandırılır. Genellikle tezgah üstü piyasalarda (OTC), yani belirli bir borsaya bağlı olmadan işlem görmektedir.


CDS ve Eurobond piyasalarına gelince, CDS primlerindeki yükseliş Türkiye Eurobond’larının fiyatını düşürüp getirilerini artırma eğilimindedir. Bu durum kalıcı hale gelirse, şirket Eurobond’ları da baskılanabilir.

Merkez Bankası'nın mevcut faiz oranları şu şekilde: politika faizi %37, gecelik borç verme faizi %40, borçlanma faizi ise %35,5 seviyesinde. Öngörümüz, her kademede 300 baz puanlık bir artış yapılmasıdır. Bu adım, TL likiditesini sıkılaştırmayı amaçlar; örneğin repo miktarı azaltılabilir veya depo ihaleleri yoluyla fazla likidite piyasadan çekilebilir. Buradaki temel hedef, TL arzının bol kalmaması ve dövize olan talebin artmamasıdır. Döviz piyasasına ise örtülü veya ölçülü müdahaleler yapılabilir; önceki günlerde milyar dolarlık rakamlarla karşılaşılmış olabilir. Ancak rezervlerin aşırı tüketilmemesi için bu müdahalelerin sınırlı tutulması daha olasıdır. Ek olarak, zorunlu karşılık oranları ya da makroihtiyati tedbirler gibi araçlar devreye girebilir. Döviz mevduatlarındaki artışı dengelemek amacıyla TL mevduatları destekleyecek yeni düzenlemeler hayata geçirilebilir. Bankalara belirli TL mevduat hedefleri veya kredi büyüme sınırlamaları getirilebilir. Ayrıca, iletişim kanalları aktif bir şekilde kullanılarak piyasa sakinleştirilmeye çalışılabilir. “Fiyat istikrarı, TL varlıkların korunması ve dezenflasyon programına sadık kalınması gerekliliği” gibi mesajlarla yönlendirme yapılabilir; çünkü böyle dönemlerde sözlü iletişim bile büyük önem taşır.

Peki, TCMB faiz artışı gerçekleştirmeden ne yapabilir? Bu seçenek olağan dışı gibi görünse de TCMB halihazırda politika faizini yüksek tutuyor, reel faizleri pozitif seviyelerde koruyor ve kredi koşullarında sıkı duruş sergiliyor. Bu yüzden doğrudan faiz artırımı yerine, “efektif fonlamayı daha da sıkılaştırarak” tepki vermeyi tercih edebilir. Olası bir ilk hamle, büyük ihtimalle “örtülü sıkılaştırma” şeklinde olabilir. Bu yöntemle TCMB’nin politika faizini direkt olarak artırmadan piyasayı sıkılaştırdığı görülür. Geçmiş siyasi ve finansal stres dönemlerinde sıklıkla depo ihalesi, depo satışı, TL depo verme, döviz karşılığı TL depo ve gecelik depo mekanizmalarını kullanmıştır. Bu araçlar sessiz, hızlı ve teknik müdahaleler olarak piyasayı doğrudan etkiler. Böylelikle politika faizi değiştirilmeden efektif bir sıkılaştırma sağlanır.

Depo hamlesinin işlevi ise birkaç önemli hedefe hizmet eder: Birinci amaç, TL’nin maliyetini artırmaktır. Merkez Bankası piyasadan TL çektiğinde likidite azalır ve gecelik faizler yükselir, böylece dövize geçiş maliyeti artar. İkinci amaç kur saldırısını dizginlemektir; kurda sert oynaklık yaşandığında veya dövize olan talep arttığında TCMB rezerv kullanımı yerine genellikle depo, swap ve likidite sıkılaştırması yöntemlerine başvurur. Zira rezervlerin tek başına bu baskıyla uzun süre başa çıkması mümkün değildir. Üçüncü amaç ise carry trade’i cazip tutarak yabancı yatırımcıların piyasalardan hızlı çıkış yapmasını önlemektir. Şu anda Türkiye'ye gelen kısa vadeli yabancı sermayenin temel motivasyonu yüksek faizler, kontrollü kur ortamı ve TL varlıkların getirisi üzerine kurguludur. Ancak siyasi belirsizlik ortamında “TL artık yeterince cazip değil” algısı oluşursa yabancı çıkışları hızlanabilir. Depo mekanizmaları, TL faizini artırarak bu tür çıkışların hızını yavaşlatmayı hedefler.


📌 Not: yatırım tavsiyesi niteliği taşımaz.



Yorum KURALLARI: Hakaret içerici ve kanuni olarak suç teşkil edecek paylaşımlarda bulunmak yasaktır. Sorumluluk tamamen siz ziyaretçilere aittir.

Daha yeni Daha eski

Reklam1

Reklam2

نموذج الاتصال

",postDate:true,postDateLabel:"-